Arzu ÜNAL

“Men bu yerde yaşamadım,
Yaşlığıma doyamadım…”

Bu mısralar yalnızca bir ağıt değildir. Bir milletin yarım kalmış çocukluğudur. Bir annenin kapıda kalan duası, bir çocuğun pencerede donan bakışı, bir ihtiyarın toprağına son kez eğilişidir.

18 Mayıs 1944, Kırım Tatarları için tarihin kara sayfalarından biridir. Sovyet yönetimi, Kırım Tatarlarını topluca suçlayarak 18-20 Mayıs 1944’te evlerinden kopardı; on binlerce aile tren vagonlarına doldurularak başta Özbekistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü.

Sürgün Sadece Yer Değiştirmek Değildir

Sürgün, insanın yalnızca evinden ayrılması değildir. Sürgün; mezarından, dilinden, camisinden, okulundan, çocukluk kokusundan koparılmasıdır.

Kırım Tatarlarının yaşadığı acı da buydu. Bir halk, kendi vatanında yabancı ilan edildi. Kapılar gece çalındı. İnsanlara hazırlanmak için zaman bile verilmedi. Kadın, çocuk, yaşlı demeden bir millet rayların üzerine bindirildi.

O vagonlarda yalnız bedenler taşınmadı; Kırım’ın türküsü, duası, hafızası ve yarım kalmış gençliği de taşındı.

“Men Bu Yerde Yaşamadım…”

Bu söz, sürgünün en derin özetidir.

İnsan doğduğu yerde yaşayamazsa, gençliğine doyamaz. İnsan ana dilini korkuyla konuşursa, çocukluğunu tamamlayamaz. İnsan vatanına hasret büyürse, ömrü hep eksik kalır.

Kırım Tatarı için vatan, yalnızca coğrafya değildir. Kırım; Bahçesaray’dır, Hansaray’dır, Akmescit’tir, Karadeniz’e bakan dua gibi dağlardır. Kırım, bir milletin alın yazısıdır.

Hafızayı Silmek İstediler

Sürgünün amacı sadece insanları taşımak değildi; Kırım’ın kimliğini değiştirmekti. İsimler değiştirildi, izler silindi, mezarlar unutulsun istendi. Fakat bir milletin hafızası yalnız arşivlerde yaşamaz. Hafıza ninnide yaşar, ağıtta yaşar, sofrada yaşar, annelerin çocuklarına fısıldadığı kelimelerde yaşar.

Kırım Tatarları sürgünde de kimliğini korudu. Diliyle, duasıyla, kültürüyle, aile yapısıyla ayakta kaldı.

Dünya Artık Bu Acıyı Görüyor

Bugün 1944 sürgünü yalnızca Kırım Tatarlarının meselesi değildir; insanlığın vicdan meselesidir. Polonya Parlamentosu, 12 Temmuz 2024’te 1944 Kırım Tatar sürgününü soykırım olarak tanıyan bir karar kabul etti.

Bu karar önemlidir. Çünkü tarihî acılar yalnız anılmakla kalmamalı; doğru adıyla da anılmalıdır. Adı konulmayan acı, tekrar eder.

Türkiye’ye ve Türk Dünyasına Düşen Görev

Kırım meselesi yalnız geçmişin konusu değildir. Türk dünyası için Kırım, ortak hafızanın ve ortak sorumluluğun adıdır.

Bugün yapılması gereken; Kırım Tatar kültürünü, dilini, edebiyatını, tarihini ve gençliğini daha güçlü desteklemektir. Üniversiteler, kültür kurumları, tarihçiler, yazarlar, sanatçılar ve medya bu hafızayı diri tutmalıdır.

Çünkü bir millet hafızasını kaybederse, geleceğini de kaybeder.

Kırım Unutulmaz

18 Mayıs, yalnız yas günü değildir. Aynı zamanda diriliş günüdür. Çünkü Kırım Tatarları yok olmadı. Sürgüne rağmen yaşadı. Yasaklara rağmen konuştu. Hasrete rağmen vatan dedi.

Kırım’ın davası, toprağa dönüş davasıdır. Kimliğe sahip çıkma davasıdır. Bir milletin “Ben buradayım” deme iradesidir.

Ve biz biliyoruz:

Vatan unutulmaz.
Millet silinmez.
Kırım yalnız bırakılmaz bırakılamaz.