Rafet ULUTÜRK

“Kurtların töresindendir; avlanmadan evvel sessizce izlemek gerek. Kim dost, kim düşman, kim çakal?”

Bu söz ilk bakışta insan ilişkilerini anlatıyor gibi görünür. Oysa biraz derinleştiğimizde, siyaset için de devlet yönetimi için de milletlerin geleceği için de çok güçlü bir stratejik ders taşıdığı görülür.

Mesele saldırmak değildir.

Mesele beklemek de değildir.

Mesele doğru zamanda, doğru bilgiyle, doğru hedefe yönelmektir.

Çünkü tarihte birçok devlet gücü olmadığı için değil, gücünü yanlış yerde kullandığı için gerilemiştir. Birçok siyasi yapı düşmanı güçlü olduğu için değil, dostunu yanlış seçtiği için kaybetmiştir. Birçok millet dışarıdan yenilmeden önce içeriden çözülmüştür.

Bu nedenle yeni yüzyılın en büyük meselesi şudur:

Kim daha güçlü?

sorusundan önce,

Kim daha doğru okuyor?

sorusunu sormamız gerekiyor.

STRATEJİ HAREKETTEN ÖNCE BAŞLAR

Bugünün dünyasında çok hızlı hareket etmek meziyet sayılıyor.

Hızlı karar.

Hızlı açıklama.

Hızlı tepki.

Hızlı siyaset.

Fakat devletler sosyal medya hesabı değildir.

Milletlerin kaderi günlük heyecanlarla yönetilemez.

Stratejik akıl önce sahayı okur.

Ne oluyor?

Neden oluyor?

Kim kimin yanında?

Kim görünürde yanında ama başka hesap peşinde?

Kim rakip?

Kim geçici ortak?

Kim uzun vadeli tehdit?

Ve en önemlisi:

Bu gelişmeler beş yıl sonra, yirmi yıl sonra bizi nereye götürebilir?

Gerçek liderlik ve gerçek devlet aklı, işte bu soruların cevabını arar.

DOSTLUK BAŞKA, ÇIKAR ORTAKLIĞI BAŞKADIR

Siyasette ve uluslararası ilişkilerde en büyük yanılgılardan biri, her yakın duran aktörü dost sanmaktır.

Oysa devletlerin ilişkileri çoğunlukla çıkarların kesiştiği alanlarda oluşur.

Bugün sizinle aynı masaya oturan yarın başka bir konuda rakibiniz olabilir.

Bugün desteğini açıklayan yarın şartlar değiştiğinde farklı pozisyon alabilir.

Bu nedenle stratejik akıl insanları ve devletleri yalnızca ikiye ayırmaz:

Dost ve düşman.

Bir üçüncü kategori daha vardır:

Çıkar ortağı.

Bu ayrımı yapamayan siyaset, geçici yakınlıkları kalıcı dostluk zanneder.

Bu ise ağır bedeller doğurur.

Çünkü çıkar ortaklığı doğaldır; tehlikeli olan, çıkar ortaklığını kader ortaklığı sanmaktır.

EN TEHLİKELİ DÜŞMAN HER ZAMAN KARŞIDA DURMAZ

Açık düşman çoğu zaman daha kolay tanınır.

Nerede durduğu bellidir.

Asıl tehlike, dost gibi görünen fakat başka hesap taşıyan yapılardır.

Siyasette bunun örnekleri çoktur.

Bir yapıyı alkışlayanlar o yapının başarısını gerçekten istediği için yanında olmayabilir.

Bir lidere yakın duranlar onun davasına değil, makamına yakın olabilir.

Bir kuruma destek verenler o kurum güçlüyken yanında durabilir; güç zayıfladığında yön değiştirebilir.

Bu nedenle insan ve kurum değerlendirmesi sözlere göre değil, zaman içindeki davranışlara göre yapılmalıdır.

Kim kriz anında nerede durdu?

Kim çıkarı bozulduğunda ne yaptı?

Kim bedel ödedi?

Kim sadece sonuçtan pay istedi?

Bunlar gerçek ölçülerdir.

ÇAKAL ZİHNİYETİ: RİSK ALMADAN SONUÇTAN PAY ALMAK

Metafordaki “çakal”ı yalnızca kişisel menfaatçi olarak görmek yetmez.

Bugünün dünyasında çakal zihniyeti, risk almadan başkasının kurduğu düzenden yararlanmak isteyen aktördür.

Kriz üretmez ama krizden faydalanır.

Teknoloji geliştirmez ama teknoloji bağımlılığı üzerinden güç kurar.

Yatırım yapmaz ama pazar kontrol etmek ister.

Mücadele etmez ama zafer ortaya çıktığında ilk sıraya geçmek ister.

Büyük devletler yalnızca saldırganları değil, fırsat kollayanları da izler.

Çünkü stratejik tehdit her zaman tankla, tüfekle, sınır ihlaliyle gelmez.

Bazen finansla gelir.

Bazen teknolojiyle.

Bazen medya yoluyla.

Bazen kültür üzerinden.

Bazen de bağımlılık üreterek gelir.

  1. YÜZYILIN AV SAHASI DEĞİŞTİ

Geçmişte savaşların merkezinde toprak vardı.

Bugün mücadele alanı çok daha geniş.

Artık devletler yalnızca sınır için mücadele etmiyor.

Veri için mücadele ediyor.

Enerji için.

Su için.

Gıda için.

Lojistik yollar için.

Yapay zekâ için.

Yarı iletkenler için.

Uzay için.

Nitelikli insan için.

Kültürel etki için.

Bir ülkenin topraklarını işgal etmeden de onu bağımlı hale getirmek mümkündür.

Teknolojisini dışarıya bağımlı hale getirirsiniz.

Gençlerini başka ülkelere kaptırırsınız.

Kendi hikâyesini anlatamaz hale getirirsiniz.

Ekonomik kararlarını başkasının sermaye hareketlerine bağlarsınız.

İşte bu nedenle yeni yüzyılın bağımsızlığı sadece sınır güvenliği değildir.

Ekonomik bağımsızlıktır.
Teknolojik bağımsızlıktır.
Gıda bağımsızlığıdır.
Enerji bağımsızlığıdır.
Zihinsel bağımsızlıktır.
Kültürel bağımsızlıktır.

ASIL SAVAŞ CEPHEDE BAŞLAMAZ

Bir milletin savunması sadece ordusuyla ölçülmez.

Ordunun arkasında ekonomi vardır.

Ekonominin arkasında üretim vardır.

Üretimin arkasında teknoloji vardır.

Teknolojinin arkasında bilim vardır.

Bilimin arkasında eğitim vardır.

Eğitimin arkasında da doğru insan yetiştirme sistemi bulunur.

Bu nedenle bir savaşın kaderi bazen savaş başlamadan otuz yıl önce belirlenmeye başlar.

Bugün mühendis yetiştirmeyen bir ülke yarın savunma sanayisinde bağımlı olur.

Bugün bilim insanını kaybeden yarın teknoloji satın alır.

Bugün üretimi değersizleştiren yarın dışarıya muhtaç olur.

Bugün gençlerini umutsuz bırakan yarın stratejik insan gücünü başka ülkelere verir.

Dolayısıyla milli güvenliğin başlangıç noktası sınır değil, okuldur.

İÇERİSİ SAĞLAM DEĞİLSE DIŞARISI TEHLİKELİDİR

Büyük milletleri yalnızca dış düşmanlar zayıflatmaz.

Çoğu zaman asıl çözülme içeriden başlar.

Adalet duygusu zayıflar.

Liyakat önemini kaybeder.

Kurumlar kişilere bağlanır.

Ehliyet yerine sadakat konuşulur.

Bilim değersizleşir.

Gençler gelecek göremez.

Toplum kutuplaşır.

Sonra dış güçlerin etkili olması kolaylaşır.

Bu nedenle milli güvenlik sadece askeri mesele değildir.

Adalet bir güvenlik meselesidir.

Eğitim bir güvenlik meselesidir.

Liyakat bir güvenlik meselesidir.

Toplumsal birlik bir güvenlik meselesidir.

İçerisi sağlam olan devleti dışarıdan sarsmak zordur.

TÜRKİYE’NİN STRATEJİK COĞRAFYASI

Türkiye sıradan bir coğrafyada değildir.

Balkanların, Karadeniz’in, Kafkasya’nın, Orta Doğu’nun, Doğu Akdeniz’in, Avrupa’nın ve Türk dünyasının kesişim noktasındadır.

Bu konum büyük fırsattır.

Ama aynı zamanda büyük sorumluluktur.

Çünkü kavşakta duran ülke yalnızca yolları kontrol etmez; o yollardan geçen krizleri de taşır.

Bu nedenle Türkiye’nin günlük siyasetin ötesinde uzun vadeli bir devlet perspektifine ihtiyacı vardır.

2030’u değil sadece.

2040’ı.

2050’yi.

Hatta 2071’i düşünebilecek bir devlet aklına.

Bugün kurulacak eğitim sistemiyle.

Bugün yapılacak teknoloji yatırımlarıyla.

Bugün açılacak ticaret yollarıyla.

Bugün yetiştirilecek insanlarla.

BALKANLAR: TARİH DEĞİL, GELECEK ALANI

Balkanlara yalnızca tarih üzerinden bakmak eksik olur.

Balkanlar Türkiye’nin Avrupa’ya açılan stratejik kuşağıdır.

Bulgaristan, Yunanistan, Kuzey Makedonya, Kosova, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Romanya ve diğer Balkan ülkeleri yalnızca komşuluk açısından değil; ticaret, enerji, ulaştırma, kültür ve siyaset açısından önemlidir.

Balkan Türkleri ise yalnızca geçmişin hatırası değildir.

Onlar bugün de Türkiye ile Balkanlar arasında yaşayan bir köprüdür.

Bu nedenle Balkan politikası seçimden seçime hatırlanan bir soydaş politikası olmamalıdır.

Uzun vadeli olmalıdır.

Eğitim.

Gençlik.

İş dünyası.

Medya.

Akademi.

Kültür.

Yerel kalkınma.

Siyasi temsil.

Bunların hepsi birlikte ele alınmalıdır.

Bir toplumu gerçekten korumak, onu sürekli savunma psikolojisinde tutmakla değil; güçlü, eğitimli, örgütlü, ekonomik olarak etkili ve siyasi olarak temsil kabiliyeti yüksek hale getirmekle mümkündür.

TÜRK DÜNYASI DUYGUDAN KURUMA GEÇMELİDİR

Türk dünyasında büyük bir potansiyel vardır.

Ama potansiyel tek başına güç değildir.

Güce dönüşmesi için kurum gerekir.

Ortak ulaşım hatları.

Ortak yatırım fonları.

Ortak akademik çalışmalar.

Ortak teknoloji projeleri.

Ortak öğrenci programları.

Enerji iş birliği.

Lojistik bütünleşme.

Dijital altyapı.

Kültürel üretim.

Türk dünyasının geleceği sadece “kardeşiz” demekle kurulamaz.

Kardeşliği ekonomiyle, bilimle, teknolojiyle ve kurumlarla desteklemek gerekir.

Asıl mesele slogan değil, ortak kapasite üretmektir.

ORTAK ORDU DEĞİL, ÖNCE ORTAK AKIL

Bir milletler topluluğunun en büyük gücü aynı anda aynı sloganı söylemek değildir.

Aynı geleceği düşünebilmektir.

Bu nedenle Türk dünyasının önceliği ortak düşünce altyapısı olmalıdır.

Üniversiteler birbirine bağlanmalıdır.

Araştırma merkezleri ortak stratejik raporlar üretmelidir.

Gençler ülkeler arasında daha fazla dolaşmalıdır.

Ortak teknoloji yatırımları yapılmalıdır.

Orta Koridor güçlendirilmelidir.

Enerji ve ticaret ağları birbirine bağlanmalıdır.

Kültürel üretim desteklenmelidir.

Çünkü yeni yüzyılın büyük ittifakları sadece askeri anlaşmalarla değil, bilgi ağlarıyla kurulacaktır.

LİDERLİK HALKIN HER DEDİĞİNİ YAPMAK DEĞİLDİR

Burada liderlik kavramını da doğru tanımlamak gerekir.

Lider sadece halkın bugün istediğini yapan kişi değildir.

Halkını dinler.

Halkının acısını anlar.

İhtiyacını görür.

Ama aynı zamanda halkının yirmi, otuz, elli yıl sonraki çıkarını da hesaplar.

Günlük taleple uzun vadeli menfaat bazen aynı olmayabilir.

İşte gerçek liderlik burada ortaya çıkar.

Lider bazen alkış kaybetmeyi göze alarak doğru kararı vermelidir.

Çünkü devlet adamlığı seçimden seçime düşünmek değildir.

Nesilden nesile düşünmektir.

Bugünün alkışı için yarının çıkarını satan kişi siyasetçi olabilir.

Ama devlet adamı olamaz.

KURDUN ASIL GÜCÜ DİŞLERİ DEĞİL, SÜRÜ BİLİNCİDİR

Kurt metaforunun en önemli taraflarından biri de budur.

Güç sadece bireysel cesaret değildir.

Koordinasyondur.

Disiplindir.

Rol paylaşımıdır.

Birlikte hareket edebilme kabiliyetidir.

Bir milletin de en büyük gücü bireysel kahramanlarının çokluğu değil, kurumlarının beraber çalışabilmesidir.

Bilim insanı ayrı dünyada, siyasetçi ayrı dünyada, iş insanı ayrı dünyada, diplomat ayrı dünyada, gençler ayrı dünyada yaşarsa toplumsal kapasite oluşmaz.

Oysa ortak hedef etrafında birleşebilirsek bireysel yetenek toplumsal güce dönüşür.

Bu nedenle büyük millet olmanın şartı yalnızca nüfus değil, organizasyon kabiliyetidir.

HERKESİ DÜŞMAN GÖRMEK STRATEJİ DEĞİLDİR

Burada önemli bir sınır vardır.

Kim dost, kim düşman diye düşünmek bizi paranoyaya götürmemelidir.

Stratejik akıl herkesi düşman ilan etmez.

Aksine:

Dostu korur.

Rakibi tanır.

Tarafsızı gereksiz yere düşman yapmaz.

Çıkar ortağını dost sanmaz.

Potansiyel dostu da kuşkuyla kaybetmez.

Büyük devlet aklı gereksiz cephe açmaz.

Çünkü gerçek güç çok düşman edinmek değildir.

Çok seçenek üretebilmektir.

GELECEĞİN SORUSU: 2050’DE NEREDE OLACAĞIZ?

Her büyük kararın önüne bir soru koymalıyız:

Bu karar bizi 2050’de nereye götürecek?

Eğitim reformu yaparken.

Sanayi yatırımı yaparken.

Göç politikası oluştururken.

Savunma sistemi kurarken.

Tarım planlarken.

Şehirleşme kararı verirken.

Enerji yatırımı yaparken.

Dış politika belirlerken.

Bu soruyu sormalıyız.

Çünkü bugünün küçük görünen yanlışları yarının büyük bağımlılıklarına dönüşebilir.

Bugünün küçük görünen doğru adımları ise yarının büyük gücünü oluşturabilir.

TÜRKİYE İÇİN YENİ STRATEJİK DOKTRİN

Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin uzun vadeli stratejik yaklaşımı birkaç temel sütun üzerine oturmalıdır:

Güçlü insan.

Güçlü kurum.

Güçlü üretim.

Güçlü teknoloji.

Güçlü savunma.

Güçlü diplomasi.

Güçlü kültürel hafıza.

Ve bunların tamamını birbirine bağlayan:

Güçlü ortak akıl.

Birini ihmal ederseniz diğerleri eksik kalır.

Sadece savunma yetmez.

Sadece ekonomi yetmez.

Sadece diplomasi yetmez.

Büyük güç olmak çok boyutlu kapasite ister.

GELECEK EN ÇOK BAĞIRANLARIN DEĞİL, EN UZAĞI GÖRENLERİN OLACAK

Kurdun töresinden çıkarılması gereken ders saldırganlık değildir.

Ders şudur:

Bak.

Dinle.

Gözlemle.

Analiz et.

Dostunu tanı.

Rakibini küçümseme.

Menfaatçiyi dost sanma.

Gücünü hesapla.

Hedefini belirle.

Zamanı bekle.

Ve gerektiğinde kararlı hareket et.

Türkiye’nin de Türk dünyasının da yeni yüzyılda ihtiyacı olan budur.

Daha az günlük hesap.

Daha fazla uzun vadeli plan.

Daha az tepki siyaseti.

Daha fazla öngörü.

Daha az hamaset.

Daha fazla teknoloji.

Daha az kişi merkezli siyaset.

Daha güçlü kurumlar.

Daha az “bugün ne kazanırım?” sorusu.

Daha çok “gelecek nesillere ne bırakırım?” düşüncesi.

Çünkü milletlerin büyüklüğü sadece geçmişte kazandıkları savaşlarla ölçülmez.

Gelecek için kurabildikleri düzenle ölçülür.

Asıl mesele ava çıkmak değildir.

Asıl mesele, neden çıktığını bilmektir.

Kimin yanında olduğunu bilmektir.

Kimin sizi yoldan çevirmeye çalışacağını bilmektir.

Ve en önemlisi, ulaştığınızda nasıl bir gelecek kuracağınızı bilmektir.

Kurt önce çevresini okur.
Devlet önce dünyayı okur.
Lider önce geleceği okur.
Millet ise bütün bunları ortak akla dönüştürebildiği ölçüde yükselir.

Yeni yüzyılın kazananları en fazla konuşanlar olmayacak.

En fazla öfkelenenler de olmayacak.

En hızlı saldıranlar hiç olmayacak.

Kazananlar, değişimi herkesten önce gören, hazırlığını sessizce yapan ve zamanı geldiğinde tereddüt etmeden hareket eden milletler olacaktır.