Rafet ULUTÜRK
Kadriye Latifova’yı Gençlerimize Biz Anlatmazsak Kim Anlatacak?
Bazı sesler ölmez…
Sadece onları dinleyen insanlar azalır.
Bazı türküler unutulmaz…
Sadece onları çocuklarına öğreten anneler, babalar, dedeler ve nineler azalır.
Ve bazı sanatçılar aslında hiç kaybolmaz…
Biz onları hatırlamaktan vazgeçtiğimiz zaman sessizliğe gömülürler.
Kadriye Latifova da böyle bir isimdir.
Rodopların içinden yükselen o ses yalnızca güzel bir kadın sesi değildi.
O seste bir annenin evladını bekleyişi vardı.
Bir gelinin baba evinden ayrılırken içine akıttığı gözyaşı vardı.
Gurbete giden adamın köyüne duyduğu hasret vardı.
Rodopların dağı, Arda’nın suyu, köylerin düğünü, ninelerimizin duası vardı.
Kısacası o seste biz vardık.
BİR ZAMANLAR EVLERİMİZDE TÜRKÜ VARDI
Hatırlayın…
Bir zamanlar evlerde bugünkü kadar ekran yoktu.
Ama ses vardı.
Sohbet vardı.
Hatıra vardı.
Türkü vardı.
Ninelerimiz yemek yaparken mırıldanırdı.
Annelerimiz çocuklarını uyuturken ninni söylerdi.
Düğünlerde aynı türküyü üç kuşak birlikte söylerdi.
Bir çocuk türkünün sözlerini anlamasa bile melodisini öğrenirdi.
Çünkü kültür ders kitabından önce evin içinde öğrenilirdi.
Bugün evlerimiz büyüdü.
Televizyonlarımız büyüdü.
Telefonlarımız akıllandı.
Dünyanın öbür ucundaki şarkıcıyı saniyeler içerisinde bulabiliyoruz.
Ama kendi türkümüzü aramıyoruz.
İşte beni asıl düşündüren budur.
Teknoloji bizi dünyaya yaklaştırırken acaba kendi evimizin sesinden mi uzaklaştırdı?
KADRİYE LATİFOVA’NIN SESİNDE BİZİM EVİMİZ VARDI
Kadriye Latifova’yı dinlerken yalnızca bir sanatçı dinlemiyoruz.
Bir coğrafyayı dinliyoruz.
Rodopları dinliyoruz.
Hasköy’ü dinliyoruz.
Kırcaali’yi dinliyoruz.
Balkanlarda yaşayan Türk insanının sevincini, hüznünü, hasretini dinliyoruz.
Belki bugün genç bir evladımız onun adını ilk kez duyacak.
İşte mesele tam da burada başlıyor.
O gence kızmayalım.
“Nasıl bilmezsin?” demeyelim.
Kendimize soralım:
Biz ne zaman anlattık?
Kaç defa sofrada Kadriye Latifova’dan bahsettik?
Kaç defa arabada onun türküsünü açtık?
Kaç defa torunumuzun elinden tutup,
“Gel evladım, sana bizim oralardan bir ses dinleteceğim.”
dedik?
Anlatmadığımız bir şeyi çocuklarımızın bilmesini nasıl bekleyebiliriz?
GENÇLERİMİZE KIZMAYALIM, ELLERİNDEN TUTALIM
Yeni nesli sürekli eleştirmek kolaydır.
“Gençler geçmişini bilmiyor.”
“Türkü dinlemiyorlar.”
“Geleneklerini unutuyorlar.”
Peki biz onlara hangi yolu gösterdik?
Bir çocuğun elinden tutmazsanız yolu kendi başına bulmasını bekleyemezsiniz.
Bizim dedelerimiz babalarımızın elinden tuttu.
Babalarımız bizim elimizden tuttu.
Şimdi sıra bizde.
Biz de çocuklarımızın ve torunlarımızın elinden tutacağız.
Ama onları yalnızca mezarlıklara götürmeyeceğiz.
Türkülerimize de götüreceğiz.
Hikâyelerimize götüreceğiz.
Köylerimize götüreceğiz.
Eski fotoğrafların önünde durup isimleri anlatacağız.
Ve bir akşam telefonu elimize alıp diyeceğiz ki:
“Dinle evladım… Bu ses Kadriye Latifova’nın sesi. Bizim oralardan geliyor.”
Belki çocuk ilk anda anlamayacak.
Ama o ses kulağında kalacak.
Yıllar sonra bir yerde aynı türküyü duyduğunda:
“Bunu bana dedem dinletmişti…”
diyecek.
İşte kültür böyle yaşar.
BİR TÜRKÜ BAZEN BİR MEZAR TAŞINDAN DAHA ÇOK ŞEY ANLATIR
İnsan yaşlandıkça şunu daha iyi anlıyor:
Toprak sadece insanları almıyor.
Hatıraları da alıyor.
Bir dede gidiyor…
Ardından onun bildiği yüzlerce hikâye gidiyor.
Bir nine gidiyor…
Onunla birlikte onlarca türkü, mani, dua ve hatıra gidiyor.
Eğer kaydetmemişsek…
Eğer çocuklarımıza anlatmamışsak…
Bir kütüphaneyi toprağa vermiş oluyoruz.
İşte Kadriye Latifova’nın kayıtlarının kıymeti burada ortaya çıkıyor.
O kayıtlar yalnızca müzik değildir.
Onlar geçmişten bize gönderilmiş sesli mektuplardır.
Açıp dinlediğimiz zaman geçmiş bizimle yeniden konuşmaya başlar.
BİR KAFEDE “KADRİYE LATİFOVA ÇALAR MISINIZ?” DEMEK
Belki büyük laflar etmeye gerek yok.
Kültürümüzü yaşatmak için bazen küçücük bir hareket yeterlidir.
Bir kafeye gittiniz.
Arkadaşlarınızla oturdunuz.
Garsona deyin ki:
“Kadriye Latifova’dan bir türkü açabilir misiniz?”
Bir kişi duyar.
“Kim söylüyor?” diye sorar.
Bir genç telefonunu çıkarır, adını yazar.
Başka türkülerini bulur.
Arkadaşına gönderir.
Belki ertesi gün arabasında dinler.
İşte bir kültür bazen böyle yeniden ayağa kalkar.
Devlet kararıyla değil.
Büyük salonlarla değil.
Bir insanın merakıyla…
Bir annenin anlatmasıyla…
Bir babanın dinletmesiyle…
Bir dedenin hatırasıyla…
HEP BAŞKALARINI SUÇLAMAYALIM
“Bizi unutturdular.”
Demek kolay.
Peki biz hatırladık mı?
“Türkülerimizi çalmıyorlar.”
Peki biz istedik mi?
“Gençler bilmiyor.”
Peki biz öğrettik mi?
“Kültürümüz kayboluyor.”
Peki onu günlük hayatımızın neresinde yaşatıyoruz?
Bu soruları önce kendimize sormamız gerekiyor.
Çünkü kültürümüzün geleceğini tamamen başkalarının vicdanına bırakamayız.
Biz sahip çıkacağız.
Biz dinleyeceğiz.
Biz anlatacağız.
Biz çocuklarımıza öğreteceğiz.
RODOPLARIN BÜLBÜLÜNÜ YENİDEN UÇURALIM
Kadriye Latifova genç yaşta hayata veda etti.
Fakat türküler ölmez.
Yeter ki birileri söylemeye devam etsin.
Bir gün Bulgaristan’da, Türkiye’de, Avrupa’nın farklı şehirlerinde yaşayan Bulgaristan Türkü gençlerin Kadriye Latifova’nın türkülerini birlikte söylediğini düşünün.
Bir genç kız sahneye çıksın.
“Bu türküyü büyükannemden öğrendim.” desin.
Bir delikanlı gitarıyla yeniden yorumlasın.
Bir çocuk okulda hayatını anlatsın.
Bir genç sosyal medyada onun türküsünden küçük bir bölüm paylaşsın.
İşte o zaman Kadriye Latifova yeniden aramızda olacaktır.
Çünkü insan bedeniyle bir kere ölür.
Ama unutulduğu zaman ikinci kez ölür.
Biz Kadriye Latifova’nın ikinci kez ölmesine izin vermemeliyiz.
BİR AKŞAM ÇOCUĞUNUZU YANINIZA ÇAĞIRIN
Bu yazıyı okuduktan sonra çok büyük bir şey yapmanızı istemiyorum.
Sadece bir akşam…
Çocuğunuzu ya da torununuzu yanınıza çağırın.
Telefonu açın.
Bir Kadriye Latifova türküsü bulun.
Birlikte dinleyin.
Sonra ona şunu söyleyin:
“Evladım, bu ses bizim geçmişimizden geliyor. Bu türküyü unutma.”
Belki o anda çocuk bunun önemini anlamayacak.
Ama yıllar geçecek.
Bizler olmayacağız.
Bir gün o türkü bir yerde karşısına çıkacak.
Bir anda çocukluğunu hatırlayacak.
Sizi hatırlayacak.
Memleketini hatırlayacak.
Köklerini hatırlayacak.
İşte o zaman anlayacak:
Dedesi ona sadece bir türkü dinletmemiş.
Bir kimlik emanet etmiş.
BİZ DİNLERSEK ONLAR DA DUYACAK
Kadriye Latifova’yı gençlerimize anlatalım.
Ama nutuklarla değil.
Türküleriyle…
Evimizde dinleyelim.
Arabamızda dinleyelim.
Kafelerde isteyelim.
Düğünlerimizde çaldıralım.
Derneklerimizde gençlere anlatalım.
Sosyal medyada paylaşalım.
Çünkü bir milletin hafızasını korumak yalnızca geçmişe saygı değildir.
Geleceğe karşı sorumluluktur.
Unutmayalım:
Biz dinlemezsek çocuklarımız duyamaz.
Biz anlatmazsak torunlarımız bilemez.
Biz sahip çıkmazsak başkasının sahip çıkmasını bekleyemeyiz.
Kadriye Latifova’nın sesi Rodoplarda doğdu.
Ama o ses yalnızca Rodopların değildir.
O ses, Balkanlarda “Ben Türküm” diyerek kültürünü, dilini ve hatırasını kuşaktan kuşağa taşıyan insanların ortak hafızasıdır.
Şimdi o emaneti çocuklarımıza verme zamanı.
Bir türkü açalım.
Sesini biraz yükseltelim.
Ve bırakalım Rodopların Bülbülü yeniden evlerimize girsin.
Çünkü bazen bir milleti geleceğe taşıyan şey büyük nutuklar değil,
annesinden, babasından, dedesinden duyduğu bir türküdür.

Camiyi Değil, Sistemi Yeniden Düşünmeliyiz
Bir Türk Susarsa Bir Hafıza Eksilir
🇹🇷 Sakarya Zaferi’nin Ardından Tarihe Geçen Gün
Türkmenistan’da bağımsızlığın 35. yılı ekonomik kalkınma sergisiyle öne çıktı
Bakü’de Orta Koridor’un geleceği için ulaşım gündemi ele alındı
Kazakistan’ın petrol rezervleri 55 yıllık üretime yetecek düzeyde