İbrahim SOYTÜRK
Tarih, bazen kağıt üzerinde kusursuz duran ittifakların, devasa jeopolitik depremler karşısında nasıl test edildiğini bize acı tecrübelerle öğretir. 9 Şubat 1934’te Atina’da imzalanan Balkan Antantı, Mustafa Kemal Atatürk’ün “komşularla sıfır sorun” ve “bölgesel dayanışma” vizyonunun zirve noktasıydı.
Ancak bu kale, sadece dışarıdaki düşmanla değil, zamanın ruhuyla da çarpışmak zorundaydı.
Revizyonist Tehdide Karşı Bir Set
1930’lar dünyası, statükoyu yırtıp atmak isteyen Almanya ve İtalya‘nın yükselişiyle çalkalanıyordu.
Bu iki güç, Versay düzenini tanımıyor, Balkanlar’ı kendi “hayat sahası” veya “arka bahçesi” olarak görüyordu. Atatürk, bu tehlikeyi çok önceden sezmiş; Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya’yı bir araya getirerek Balkan sınırlarını adeta bir “güvenlik çemberine” almıştı. Amaç netti: Balkanlar Balkanlılarındır ve bu coğrafya büyük güçlerin satranç tahtası olmayacaktır.
Çatlayan Duvarlar: Neden Başarısız Oldu?
Peki, bu kadar sağlam temellere oturan pakt neden II. Dünya Savaşı’nın yıkımını engelleyemedi?
Bu sorunun cevabı, paktın içindeki yapısal çatlaklarda ve Avrupa’nın değişen dengelerinde gizli:
- Ortak Savunma Eksikliği: Antant, kağıt üzerinde bir sınır güvenliği vaat ediyordu ancak üyeler arasında kapsamlı, entegre bir askeri mekanizma kurulamadı. “Birimiz hepimiz için” ilkesi, askeri lojistikle desteklenemedi.
- Ekonomik Bağımlılık: Balkan devletleri, özellikle Romanya ve Yugoslavya, ekonomik olarak Almanya’ya bağımlı hale gelmişti. Berlin, ticaret silahını kullanarak bu ülkelerin siyasi iradesini zayıflattı.
- Mihver İşgalleri ve Dağılma: 1939’da savaşın patlak vermesiyle dengeler altüst oldu. 1940 ve 1941 yıllarında Yugoslavya ve Yunanistan’ın Mihver devletlerince işgal edilmesi, Romanya’nın ise baskıyla saf değiştirmesi paktı fiilen bitirdi.
Hüzünlü Bir Gerçek: Balkan Antantı üyeleri, büyük güçlerin baskısı altına girdiklerinde birbirlerine yardım edebilecek stratejik derinlikten yoksundu. Türkiye, bu süreçte paktın ruhuna sadık kalarak denge politikasını sürdürse de, ittifakın diğer kanatları savaşın fiziksel işgaline dayanamadı.
Bir Miras Olarak Strateji
Balkan Antantı’nın bozulmuş olması, onun bir hata olduğu anlamına gelmez.
Aksine, 9 Şubat 1934 imzası, Türkiye’nin bölgesel bir lider olarak nasıl bir “barış havzası” kurabileceğini dünyaya göstermiştir. Bu pakt işlevini yitirmiş olsa da, Atatürk’ün öngördüğü “bölgesel dayanışma” ihtiyacı bugün hâlâ Balkanlar ve Ortadoğu için tek geçerli reçetedir.
Bugün tarihe baktığımızda şunu görüyoruz: Balkan Antantı, fırtına öncesi sessizlikte yakılan bir meşaleydi. Rüzgar çok sert estiğinde meşale sönmüş olabilir; ancak o ışığın temsil ettiği barış vizyonu, bugün Türk dış politikasının hâlâ en sağlam temel taşıdır.

Tarihi Doğru Okumak: Çocuklarımıza Gerçekleri Kim Anlatacak?
Helâke Götüren Yedi Büyük Tehlike
Amerika Nerede Savaş Kazandı, Bilen Var mı?
Balkan Antantı: Barış İradesi, Savaşın Gölgesi ve Bir Dönemin Sonu
Buz Gibi Gerçek: İçeceğinizdeki Görünmez Tehlike
İnsanlığa ve Barışa Uzanan Bir Yolculuk
Halk Yokluğa Sabreder, Yeter Ki Yönetim Adil Olsun