Dr. Nedim BİRİNCİ

Suriye sahasında ortaya çıkarılan tünel yapıları, sıradan askeri mevzilerle açıklanabilecek türden değil. Görüntüler, raporlar ve sahadan aktarılan bilgiler; yerin altına adeta bir şehir kurulduğunu gösteriyor. Yedi metre yüksekliğinde tüneller… Araçların rahatça dolaşabildiği koridorlar… Depolar, yaşam alanları, sağlık üniteleri, dijital sistemler… Füzelere karşı tasarlanmış, uzun süreli kullanıma uygun, yüksek mühendislik ürünü beton yapılar…

Bu tablo, bir örgütün imkânlarını çok aşan bir planlamaya işaret ediyor.

Bu ölçekte bir mühendislik, bu kadar lojistik, bu kadar finansman; arkasında ciddi bir akıl, zaman ve dış destek olmadan mümkün görünmüyor. Bu tüneller, yıllara yayılan bir hazırlığın, profesyonel mühendisliğin ve büyük bütçelerin ürünü.

Daha da dikkat çekici olan ise bu tünellerin çıkış noktaları. Hastaneler, okullar, ibadethaneler… Çünkü bu alanlar savaş hukukuna göre dokunulmazdır. Yani askeri strateji, sivillerin hassasiyetleri üzerinden kurgulanmış. Bu, sadece bir savunma planı değil; aynı zamanda psikolojik, hukuki ve stratejik bir hesap.

Bugün Suriye’de verilen mücadeleyi yalnızca silahlı unsurlarla açıklamak, büyük resmi görmemek olur. Karşımızda sadece sahadaki unsurlar değil; onları planlayan, finanse eden, eğiten ve koruyan daha büyük bir yapı olduğu gerçeğiyle yüz yüzeyiz.

Tarih boyunca bu milletin karşısına çıkan güçler çoğu zaman doğrudan görünmezdi. Çanakkale’de cephede görünen askerler vardı ama arkasında dünya güçleri bulunuyordu. Bugün de benzer bir tabloyu, farklı bir yöntemle yaşıyoruz. Sahada görünenler ile görünmeyen destek mekanizmaları arasındaki farkı doğru okumak gerekiyor.

Bu mesele sadece sınır ötesinde verilen bir operasyon değil; aynı zamanda bir bilinç meselesidir.

Kimin neyi finanse ettiğini, kimin hangi yapıları desteklediğini, hangi mühendisliğin nerede kullanıldığını sorgulamak gerekiyor. Ancak bunu öfkeyle değil, akıl ve sağduyu ile yapmak zorundayız. Toplumsal uyanış, duygusal reflekslerle değil; bilinçli değerlendirmelerle olur.

Bu tablo bize başka bir gerçeği daha hatırlatıyor: Tehditler her zaman sınırın ötesinden gelmez. Bazen en büyük zafiyet, içerideki dağınıklık, duyarsızlık ve bilinç eksikliğidir.

“İçimizdeki düşmanları bulmak” ifadesi, birbirimizi hedef almak anlamına gelmez. Bu; yanlış bilgiye, manipülasyona, çıkar ilişkilerine ve ülkenin zararına olan yapılara karşı uyanık olmak demektir. Kutuplaşmadan, itham etmeden, ama sorgulayarak… Hukuk içinde, sağduyu içinde, ortak akılla hareket ederek…

Aksi halde, dışarıda kurulan planların içeride zemin bulması kaçınılmaz olur. Ve en büyük kazanımlar bile yanlış adımlar yüzünden hüsrana dönüşebilir.

Gerçek güç yalnızca sahada kazanılan başarı değildir. Gerçek güç; toplumun kendi içinde gösterdiği basiret, birlik ve bilinçtir.

Çünkü bazen yeraltındaki tünellerden daha karmaşık olan, yerüstündeki hesaplaşmalardır.