Rafet ULUTÜRK

İnsan çoğu zaman büyük mucizeleri uzaklarda arar. Oysa en büyük mucize, sabah gözlerini açabilmektir. Aldığımız ilk nefes, atan kalbimiz, gören gözümüz, işiten kulağımız, yürüyen ayaklarımız ve sevebilen yüreğimiz… Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Her biri Allah’ın insana sunduğu büyük bir lütuftur.

Fakat insan, sahip olduğu nimetlere alışınca onları sıradan sanmaya başlar. Güneş her sabah doğduğu için onun kıymetini unuturuz. Yağmur yağdığı için rahmeti fark etmeyiz. Bir annenin duasını, bir çocuğun gülüşünü, bir dostun selamını gündelik hayatın küçük ayrıntıları zannederiz. Oysa hayat dediğimiz şey, işte bu küçük sandığımız büyük nimetlerin toplamıdır.

Doğadaki İlahi Denge

Güneşin doğuşu, gecenin sessizliği, mevsimlerin dönüşü, toprağın yeniden canlanışı… Bütün bunlar büyük bir nizamın işaretidir. Yağmur toprağa düşer, toprak can bulur, ağaç meyve verir, insan rızıklanır. Kar sessizce iner; fırtına kudreti hatırlatır; denizler sonsuzluğu düşündürür.

Tatlı su ile tuzlu suyun bir arada bulunması, gökyüzünün direksiz yükselmesi, bir tohumun karanlık toprağın içinde hayat bulması… Bunlar yalnızca tabiat olayı değildir; düşünen kalpler için açık birer ayettir.

İnsan bazen bakar ama göremez. Duyar ama işitemez. Çünkü hakikati görmek için yalnızca göz değil, uyanık bir kalp de gerekir.

Sahip Olduklarımızın Kıymeti

Yürüyebilmek bir nimettir. Konuşabilmek bir nimettir. Sevdiklerimize sarılabilmek, bir sofraya oturabilmek, bir bardak su içebilmek, sabah uyanıp “bugün de hayattayım” diyebilmek büyük bir nimettir.

Ama modern hayat insanı hızlandırdı; hızlandıkça düşünmeyi unuttuk. Daha fazlasını isterken elimizdekileri göremez olduk. Şükretmek yerine şikâyeti çoğalttık. Oysa şükür, yalnızca dil ile “elhamdülillah” demek değildir. Şükür; nimeti fark etmek, kıymet bilmek ve o nimeti hayra kullanmaktır.

Nankörlük Kalbin Körlüğüdür

İnsanın en büyük kaybı, sahip olduğu nimetleri yok saymasıdır. Güneşi görüp ışığını inkâr etmek, yağmuru hissedip rahmeti anlamamak, hayatı yaşayıp hayatı vereni unutmak büyük bir gaflettir.

Kibir, insanın kalbine perde indirir. Kibirlenen insan, kendisini her şeyin merkezi sanır. Oysa insan, bir nefese muhtaçtır. Bir damla suya, bir lokma ekmeğe, bir parça merhamete muhtaçtır. Bu kadar muhtaç olan insanın nankörlüğe değil, tevazuya ihtiyacı vardır.

Şükürle Açılan Gözler

Şükreden insanın bakışı değişir. Aynı güneşe başka türlü bakar. Aynı yağmurda başka bir rahmet görür. Aynı sofrada yalnızca yemek değil, Allah’ın ikramını hisseder. Aynı hayatta yalnızca yorgunluk değil, imtihanın içindeki hikmeti fark eder.

Farkındalık, ruhun uyanışıdır. İnsan bir kez Allah’ın lütfunu görmeye başladığında, hayat artık sıradan olmaktan çıkar. Her nefes dua olur. Her sabah yeni bir başlangıç olur. Her güzellik, Yaradan’a açılan bir kapı olur.

Allah bize sayamayacağımız kadar çok nimet vermiştir. Bedenimize sağlık, ruhumuza sevgi, kalbimize merhamet, dünyaya düzen, tabiata güzellik, hayata anlam vermiştir.

Bize düşen; bu nimetlerin farkına varmak, şükretmek ve hayatı gafletle değil, bilinçle yaşamaktır. Çünkü her nefes bir emanettir. Her gün bir fırsattır. Her güzellik, Allah’ın rahmetinden bir izdir.

İnsan, sahip olduklarını fark ettiği gün zenginleşir. Şükrettiği gün huzur bulur. Allah’a yöneldiği gün ise hayatın gerçek anlamına kavuşur.