İbrahim SOYTÜRK
Milion Taşı ve İstanbul’un Merkez Şehir Dönüşü
İstanbul’da Ayasofya ile Yerebatan Sarnıcı arasında yürüyen binlerce insanın önünden geçtiği bir taş vardır.
İlk bakışta sıradan bir tarihî kalıntı gibi görünür.
Fakat o taşın temsil ettiği fikir sıradan değildir.
Çünkü burası bir zamanlar yalnızca bir meydanın, bir caddenin veya bir şehrin başlangıç noktası değildi.
Bir imparatorluğun yollarının sıfır noktasıydı.
Milion…
Bugünkü ifadeyle söyleyecek olursak:
“0 kilometre.”
Roma İmparatorluğu’nun doğu başkentinden Balkanlara, Anadolu’ya, Suriye’ye ve imparatorluğun diğer şehirlerine uzanan yolların mesafeleri sembolik olarak buradan başlatılıyordu.
Milion’un asıl önemi işte burada ortaya çıkmaktadır.
Çünkü devletler yalnızca topraklarını yönetmez.
Devletler merkezi de tanımlar.
Ve bir medeniyet, dünyaya nereden baktığını belirlediği anda kendi jeopolitiğini de belirlemiş olur.
TAŞ DEĞİL, BİR MEDENİYETİN KOORDİNATI
Milion’u yalnızca arkeolojik bir taş olarak görmek büyük hata olur.
Milion aslında bir coğrafya anlayışıdır.
Bir devlet düşünün:
Başkentini dünyanın merkezi olarak kabul ediyor.
Yollarını bu başkentten çıkarıyor.
Mesafelerini bu noktaya göre hesaplıyor.
Ticaret güzergâhlarını buradan yönetiyor.
Askerî hareketliliğini buradan planlıyor.
Diplomasisini, ekonomisini, ulaşımını ve devlet törenlerini bu merkezin çevresinde oluşturuyor.
İşte İstanbul’un tarih boyunca taşıdığı güç budur.
Milion’un bulunduğu nokta, Konstantinopolis’in ana yolu kabul edilen Mese’nin başlangıcında, imparatorluk merkezinin hemen yanı başındaydı. Bugün görülen kalıntılar da 1967–1968 yıllarında yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır.
Dolayısıyla mesele yalnızca birkaç taş parçasının bulunması değildir.
Asıl bulunan şey:
İstanbul’un dünya sistemindeki eski koordinatıdır.
ROMA’DA ALTIN MİL TAŞI, İSTANBUL’DA MİLİON
Roma’da Augustus döneminde Milliarium Aureum, yani Altın Mil Taşı bulunuyordu.
Roma dünyasının yolları sembolik olarak bu noktaya bağlanıyordu.
Konstantinopolis yeni imparatorluk başkenti hâline getirildiğinde aynı devlet anlayışı İstanbul’a taşındı.
Milion, Roma’daki sistemin doğudaki karşılığı oldu.
Fakat İstanbul’un yükselmesiyle beraber bunun anlamı giderek değişti.
Başlangıçta Roma’nın modelini kullanan şehir, zamanla Roma’nın rakibi değil, devamı ve yeni merkezi hâline geldi.
Bu nedenle Milion’a bakarken yalnızca bir Bizans eserine bakmıyoruz.
Bir başkentin:
“Dünyaya artık buradan bakılacak”
deme iradesine bakıyoruz.
DÖRT YÖNE AÇILAN KAPI
Milion’un tarihî tasvirleri son derece anlamlıdır.
Bugünkü gibi tek bir taş sütundan ibaret değildi.
Dört yöne açılan kemerli, kubbeli ve anıtsal bir yapı olduğu kabul edilmektedir.
Tetrapylon adı verilen bu mimari biçimde dört ayrı yön aynı merkezde birleşiyordu.
Bunun stratejik anlamı muazzamdır:
Doğu.
Batı.
Kuzey.
Güney.
Hepsi İstanbul’da birleşiyordu.
Bugün İstanbul’un jeopolitiğine baktığımızda bin beş yüz yıl önceki bu düşüncenin hâlâ canlı olduğunu görüyoruz.
Karadeniz İstanbul’a açılıyor.
Balkanlar İstanbul’a dayanıyor.
Kafkasya İstanbul’un hemen doğu hinterlandında bulunuyor.
Akdeniz İstanbul üzerinden Karadeniz’e bağlanıyor.
Avrupa ile Asya’nın kara yolları burada kesişiyor.
Dolayısıyla Milion’un dört kapısı bugün sanki başka isimlerle yaşamaya devam ediyor.
Bir kapı Balkanlara,
bir kapı Kafkasya’ya,
bir kapı Orta Doğu’ya,
bir kapı Avrupa’ya açılıyor.
TAŞ KAYBOLDU AMA COĞRAFYA KAYBOLMADI
Milion yüzyıllar içinde büyük ölçüde ortadan kalktı.
Kaynaklar yapının İstanbul’un fethinden sonra bir süre daha varlığını sürdürdüğünü, 16. yüzyıl başlarında ise kaybolduğunu aktarıyor. Bazı kalıntıların dönemin su altyapısında kullanılmış olabileceğine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor.
Fakat burada tarih bize çok önemli bir ders veriyor.
Bir taş kaybolabilir.
Bir kemer yıkılabilir.
Bir saray yok olabilir.
Bir yol kapanabilir.
Ama coğrafyanın belirlediği stratejik merkez kolay kolay kaybolmaz.
İstanbul bunun en büyük örneğidir.
Roma gitti.
Bizans gitti.
Osmanlı geldi.
Cumhuriyet kuruldu.
Dünya sistemleri değişti.
İmparatorluklar yıkıldı.
Fakat İstanbul hâlâ aynı yerde duruyor.
Çünkü İstanbul’un gücü yalnızca hangi devletin elinde bulunduğundan kaynaklanmıyor.
İstanbul’un gücü coğrafyanın kendisinden geliyor.
İNGİLTERE MESELESİ: TARİHİ DOĞRU OKUMALIYIZ
Burada yaygın biçimde anlatılan bir iddiaya da dikkat etmek gerekiyor.
Milion Taşı’nın kırılarak İngiltere’ye götürüldü.
British Museum kaynaklarında da Milion’un İstanbul’dan götürülmüş bir ana parçasına ilişkin sağlam bir kayıt görünmüyor.
İstanbul’dan veya Osmanlı coğrafyasından Avrupa’ya götürülen çok sayıda tarihî eser bulunduğu doğrudur.
Atina’daki Parthenon heykellerinin Lord Elgin aracılığıyla İngiltere’ye götürülmesi bunun en meşhur örneklerinden biridir.
ASIL MESELE: MERKEZ KİM?
Şimdi Milion’a başka bir gözle bakalım.
Dünya tarihinde büyük mücadele aslında hep aynı soru etrafında dönmektedir:
Dünyanın merkezi neresi olacak?
Roma kendisini merkez ilan etti.
Konstantinopolis kendisini merkez yaptı.
Londra deniz imparatorluğu çağında dünya ticaretinin merkezlerinden biri hâline geldi.
Greenwich üzerinden dünya saat sisteminin şekillenmesi bile İngiltere’nin yükseldiği dönemde jeopolitik gücün nasıl sembolleştirildiğinin örneğidir.
New York finansın,
Washington siyasi ve askerî gücün,
Brüksel Avrupa kurumlarının,
Pekin yükselen Asya gücünün sembollerinden biri hâline geldi.
Fakat 21. yüzyıl dünyası artık tek merkezli değil.
Merkezler yeniden dağılıyor.
Ve tam burada İstanbul tekrar sahneye çıkıyor.
GREENWICH SAATİN MERKEZİYSE, İSTANBUL COĞRAFYANIN MERKEZİDİR
İngiltere’nin dünya düzenine en büyük sembolik katkılarından biri Greenwich’tir.
Dünya boylam sistemi Greenwich’e göre tarif edilir.
Bu yalnızca bilimsel bir düzenleme değildir.
Aynı zamanda İngiltere’nin dünya denizciliğine hâkim olduğu çağın tarihî izidir.
Milion ise bundan çok daha eski bir düşüncenin temsilcisidir.
Yolların merkezi İstanbul.
Bugün artık mesele Milion ile Greenwich’i yarıştırmak değildir.
Asıl mesele şudur:
Yeni dünya sisteminde ulaşımın, enerjinin, ticaretin ve güvenliğin merkezi neresi olacaktır?
Ve bu sorunun cevabında İstanbul yeniden güçlenmektedir.
- YÜZYILIN YENİ MİLİON’U
Bugün bir devletin merkez olması için imparatorluk ilan etmesine gerek yoktur.
Yeni çağın merkezi olmak başka kriterlerle ölçülmektedir.
Enerji hatları nereden geçiyor?
Demiryolları nerede birleşiyor?
Limanlar nerede kesişiyor?
Fiber optik hatlar hangi güzergâhlardan ilerliyor?
Hava ulaşım merkezleri nerede bulunuyor?
Diplomatik müzakereler nerede yapılıyor?
Asya ile Avrupa ticareti hangi ülkelerden geçiyor?
Bu sorulara bakıldığında Türkiye’nin jeopolitik değeri giderek daha açık görünmektedir.
İstanbul’un önemi de tam burada büyümektedir.
Milion artık yalnızca taş değildir.
Bugünün Milion’u:
Marmaray’dır.
Avrasya Tüneli’dir.
İstanbul Havalimanı’dır.
Boğazlardır.
Demiryolu koridorlarıdır.
Limanlardır.
Enerji geçiş hatlarıdır.
Ve Türkiye’nin Avrupa-Asya arasındaki bağlantı kapasitesidir.
ORTA KORİDOR: TARİHÎ YOLUN MODERN DÖNÜŞÜ
Çin’den başlayan bir yükün Orta Asya’yı,
Hazar’ı,
Azerbaycan’ı,
Gürcistan’ı,
Türkiye’yi geçerek Avrupa’ya ulaşmasını düşünün.
Bu güzergâhın stratejik adı bugün Orta Koridordur.
Fakat tarihsel açıdan baktığımızda çok daha eski bir gerçek görüyoruz:
Doğu ile Batı arasındaki yollar yeniden Anadolu üzerinde birleşmektedir.
Yani modern dünyanın demiryolları ve lojistik ağları, başka teknolojilerle de olsa, İstanbul’un tarih boyunca taşıdığı köprü rolünü yeniden üretmektedir.
Milion’un zihniyeti geri dönmektedir:
Yollar yeniden İstanbul’a bağlanıyor.
BOĞAZLAR: DÜNYANIN EN STRATEJİK KAPILARINDAN BİRİ
Milion’un bulunduğu yerden birkaç kilometre öteye baktığımızda İstanbul Boğazı’nı görüyoruz.
Karadeniz ülkelerinin açık denizlere ulaşmasının yolu buradan geçiyor.
Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Boğazların askerî ve diplomatik önemi bir kez daha bütün dünyanın gündemine girdi.
Bir şehir düşünün:
Hem ticaret geçiş noktası,
hem enerji hattı,
hem askerî boğaz,
hem diplomatik merkez,
hem Avrupa şehri,
hem Asya şehri.
Dünyada bu özelliklerin tamamını aynı anda taşıyan çok az şehir vardır.
İstanbul bunların başındadır.
İSTANBUL YENİDEN MASALARIN ŞEHRİ OLABİLİR
Bir merkezin gücü yalnızca üzerinden geçen yük miktarıyla ölçülmez.
Diplomasi de önemlidir.
Tarih boyunca İstanbul’da büyük devletlerin elçilikleri bulunmasının sebebi tesadüf değildi.
Şehir;
Balkanların,
Kafkasların,
Karadeniz’in,
Akdeniz’in,
Orta Doğu’nun
aynı anda takip edilebildiği bir merkezdir.
Türkiye önümüzdeki dönemde bu özelliğini güçlendirirse İstanbul yeniden yalnızca turizm başkenti değil;
uluslararası müzakere başkentlerinden biri hâline gelebilir.
İşte gerçek “merkez ülke” politikası budur.
BİR TAŞIN ETRAFINDA YENİ BİR STRATEJİ KURULABİLİR
Milion’un bulunduğu alan bugün İstanbul’un en yoğun turizm bölgelerinden biridir.
Ayasofya,
Sultanahmet,
Yerebatan Sarnıcı,
Hipodrom,
Topkapı Sarayı…
Ve bunların ortasında Milion.
Fakat Milion’un potansiyeli henüz yeterince kullanılmıyor.
Burada yalnızca tabela koymak yetmez.
Türkiye bu alanı küresel ölçekte anlatabilecek yeni bir kültür politikası geliştirmelidir.
Birinci adım: Milion Dijital Rekonstrüksiyonu
Anıtın tarihsel mimarisi artırılmış gerçeklik teknolojisiyle yeniden kurulabilir.
Telefonunu kaldıran ziyaretçi taş kalıntısını değil, Milion’un yaklaşık 1.600 yıl önceki hâlini görebilir.
İkinci adım: Dünyaya Uzaklık Haritası
Milion’un çevresinde dünyanın önemli şehirlerinin İstanbul’a uzaklığını gösteren çağdaş bir sistem oluşturulabilir.
Bakü.
Semerkant.
Astana.
Ankara.
Saraybosna.
Sofya.
Roma.
Londra.
Pekin.
Mekke.
Kudüs.
Böylece eski imparatorluk sistemi modern dünya haritasına taşınabilir.
Üçüncü adım: “Dünyanın Yolları İstanbul’dan Geçer” Müzesi
Yerebatan-Milion-Hipodrom hattında küçük fakat yüksek teknolojili bir ulaşım ve jeopolitik tarih merkezi kurulabilir.
Roma yollarından İpek Yolu’na,
Osmanlı menzil sisteminden demiryollarına,
Marmaray’dan Orta Koridor’a kadar Türkiye’nin ulaşım tarihi anlatılabilir.
Dördüncü adım: İstanbul Sıfır Noktası
Milion yeniden İstanbul’un resmî sembolik “0 noktası” olarak güçlü biçimde markalaştırılabilir.
Bugün birçok dünya başkentinde turistlerin mutlaka görmek istediği kilometre sıfır noktaları bulunmaktadır.
İstanbul bundan çok daha güçlü bir tarihî hikâyeye sahiptir.
KÜLTÜREL MİRAS JEOPOLİTİKTİR
Bazıları kültürel mirası yalnızca geçmişin korunması olarak görür.
Oysa büyük devletler geçmişlerini korumakla kalmaz;
geçmişlerini stratejik anlatıya dönüştürür.
İtalya Roma’yı anlatır.
Yunanistan Atina’yı anlatır.
İngiltere imparatorluk geçmişini müzelerinde anlatır.
Fransa Paris’i medeniyet merkezi olarak anlatır.
Türkiye’nin ise dünyadaki en güçlü tarihî şehirlerden biri elindedir:
İstanbul.
Fakat İstanbul’u yalnızca camiler, saraylar ve turistik yapılar üzerinden anlatmak yeterli değildir.
İstanbul’un asıl hikâyesi:
dünya sistemlerinin merkezi olmasıdır.
Milion bunun en güçlü sembollerinden biridir.
BİR İMPARATORLUĞUN SIFIR NOKTASINDAN TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNE
Milion’a bakınca geçmişi görüyoruz.
Fakat biraz daha dikkatli bakarsak geleceği de görebiliriz.
Çünkü coğrafya bize hâlâ aynı şeyi söylüyor:
Avrupa ile Asya’nın kesişme noktası burası.
Karadeniz ile Akdeniz’in kapısı burası.
Balkanlar ile Anadolu’nun buluşma noktası burası.
Kafkasya ile Avrupa arasındaki en doğal geçişlerden biri burası.
Enerji yollarının kesiştiği bölge burası.
Ticaret yollarının düğümü burası.
Bu nedenle Türkiye’nin önündeki büyük hedef yalnızca güçlü bir ülke olmak değildir.
Merkez ülke olmak zorundadır.
Merkez ülke demek herkesin sana gelmesi demektir.
Ticaret için.
Enerji için.
Diplomasi için.
Ulaşım için.
Güvenlik için.
Müzakere için.
TAŞ YERİNDE, ŞİMDİ MERKEZİ YENİDEN KURMA ZAMANI
Milion yüzyıllarca toprağın altında kaldı.
1960’lı yıllardaki kazılarla kalıntıları yeniden gün ışığına çıkarıldı.
Bugün tekrar önümüzdedir.
Belki eski kubbesi yok.
Kemerleri yok.
Heykelleri yok.
İmparatorluk tabelaları yok.
Ama taşıdığı fikir hâlâ oradadır.
Merkez olma fikri.
Asıl mesele de budur.
Dünya tarihinde merkez olmak isteyen devlet önce kendi merkezine inanır.
Kendi coğrafyasının değerini bilir.
Kendi yollarını kurar.
Kendi ticaret sistemini oluşturur.
Kendi enerji ağını geliştirir.
Kendi kültürel hafızasını korur.
Ve başkalarının çizdiği haritada kenarda durmak yerine kendi haritasını çizer.
Milion bize 1.600 yıl sonra hâlâ aynı mesajı veriyor:
“Yolun nereden başladığını bilirsen, nereye gideceğini de bilirsin.”
Türkiye’nin önündeki büyük stratejik mesele tam olarak budur.
Artık başkalarının merkez olarak çizdiği dünyaya bakmak yerine;
İstanbul’u,
Anadolu’yu,
Balkanları,
Kafkasya’yı,
Karadeniz’i,
Akdeniz’i ve Türk dünyasını birbirine bağlayan yeni bir coğrafya okumak zorundayız.
Çünkü tarih bazen büyük kitaplarda değil,
bir taşın üzerinde bekler.
Milion bugün bize yalnızca geçmişte dünyanın merkezlerinden birinin İstanbul olduğunu söylemiyor.
Daha büyük bir soruyu önümüze koyuyor:
İstanbul neden yeniden dünyanın başlıca merkezlerinden biri olmasın?
Taş yerindedir.
Coğrafya yerindedir.
Boğazlar yerindedir.
Yollar yeniden kurulmaktadır.
Şimdi yapılması gereken, bütün bunları bir devlet stratejisine dönüştürmektir.
Milion geçmişin sıfır noktasıydı.
İstanbul ise geleceğin başlangıç noktalarından biri olmaya yeniden adaydır.

Bayraktar TB2’den elektronik harp ve radar kabiliyeti gösterisi
Türk dünyası müziğinde yeni dönem: Besteciler Birliği Bakü’de kuruldu
Kazakistan’dan Avrupa’ya ulaşım ve lojistik yatırımı çağrısı
ASELSAN’ın yeni deniz silah sistemi SMASH-300 testte
Erdoğan BM Genel Kurulu için New York’ta
KKTC’den Kıbrıs müzakereleri için egemen eşitlik vurgusu
Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan’dan ortak tatbikat
Almatı’da Şehir Günü coşkusu iki gün boyunca sürdü
Camiyi Değil, Sistemi Yeniden Düşünmeliyiz