Rafet ULUTÜRK
Atalarımız bize, “Damlaya damlaya göl olur” dedi.
Bugün ise insanlığın önünde bu atasözünü tersinden okumamızı gerektiren büyük bir tehlike var:
Damlaya damlaya çöl olur.
Çünkü gölü meydana getiren damlaları hesapsızca tüketirsek, nehirleri kirletirsek, yeraltı sularını kontrolsüz çekersek ve suyu sonsuz bir kaynak zannetmeye devam edersek geriye göl değil, kuraklık kalacaktır.
Su meselesi artık yalnızca çevrecilerin konuşacağı bir konu değildir.
Su; tarımdır, gıdadır, enerjidir, sanayidir, sağlıktır, ekonomidir, şehirleşmedir, millî güvenliktir ve nihayetinde bağımsızlıktır.
- yüzyılın en stratejik meselelerinden biri tam olarak budur.
PETROL OLMADAN YAŞAYABİLİRSİNİZ, SUSUZ YAŞAYAMAZSINIZ
Dünya uzun yıllar petrolün peşinden koştu.
Enerji kaynakları uğruna ittifaklar kuruldu, savaşlar çıktı, sınırlar ve ekonomik politikalar şekillendi.
Fakat petrolün alternatifi bulunabilir.
Güneş vardır.
Rüzgâr vardır.
Nükleer enerji vardır.
Yeni teknolojiler geliştirilebilir.
Fakat suyun alternatifi yoktur.
İnsan vücudundan tarım arazisine, fabrikadan hastaneye kadar hayatın bütün sistemi suya bağlıdır.
Bu nedenle geleceğin güçlü ülkeleri yalnızca petrolü, doğal gazı, teknolojiyi veya sermayeyi kontrol eden ülkeler olmayacaktır.
Suyunu yönetebilen ülkeler olacaktır.
SU MESELESİ ARTIK BİR MİLLÎ GÜVENLİK MESELESİDİR
Bir ülkenin su kaynaklarının azalmasını yalnızca çevre sorunu olarak değerlendirmek büyük hata olur.
Çünkü zincir çok açıktır:
Su azalır.
Tarım üretimi düşer.
Gıda fiyatları yükselir.
Çiftçi toprağını terk eder.
Kırsaldan şehirlere göç hızlanır.
Şehirlerin altyapı yükü artar.
İşsizlik ve sosyal sorunlar büyür.
Gıda ithalatına bağımlılık yükselir.
Ve sonunda ekonomik bağımsızlık zarar görür.
Demek ki su musluktan akan sıradan bir sıvı değildir.
Su, devletlerin görünmeyen savunma hattıdır.
Bir ülkenin barajları, nehirleri, gölleri, yeraltı su rezervleri ve sulama sistemleri en az enerji tesisleri ve ulaştırma koridorları kadar stratejik düşünülmelidir.
TÜRKİYE İÇİN MESELE DAHA DA ÖNEMLİ
Türkiye’nin coğrafi konumu su konusunda bize hem avantaj hem de büyük sorumluluk yüklemektedir.
Anadolu; farklı iklim bölgelerinin, nehir havzalarının ve önemli tarım alanlarının bulunduğu özel bir coğrafyadır.
Fakat geçmişte sahip olduğumuz su miktarına bakarak geleceğin de aynı olacağını düşünemeyiz.
Nüfus artıyor.
Şehirler büyüyor.
Sanayi genişliyor.
Tarımsal üretimin su ihtiyacı devam ediyor.
İklim değişiyor.
Yağış rejimleri düzensizleşebiliyor.
Bu nedenle Türkiye’nin önümüzdeki 30-50 yılını planlarken yalnızca yol, bina, fabrika ve enerji santrali hesaplamak yeterli değildir.
Her yatırımın yanında bir de su hesabı yapılmalıdır.
Yeni sanayi bölgesi mi kurulacak?
Suyu nereden gelecek?
Yeni şehirleşme alanı mı açılacak?
Otuz yıl sonraki nüfusun içme suyu nereden sağlanacak?
Yeni tarım politikası mı hazırlanacak?
Hangi ürün hangi havzada ne kadar su tüketiyor?
Artık kalkınmanın temel sorularından biri budur.
SU AYAK İZİ: GÖRMEDİĞİMİZ SUYU DA HESAPLAMAK
Paylaşılan görselde dikkat çekilen ISO 14046 Su Ayak İzi yaklaşımının önemi de burada ortaya çıkıyor.
Çünkü su tüketimi yalnızca musluktan gördüğümüz sudan ibaret değildir.
Ürettiğimiz ürünlerin, kullandığımız hammaddelerin ve sanayi süreçlerinin arkasında da büyük bir su tüketimi bulunmaktadır.
Dolayısıyla geleceğin işletmesi yalnızca şunu sormayacak:
“Ne kadar para harcadım?”
Şunu da soracak:
“Bu üretim için ne kadar su kullandım ve çevre üzerinde nasıl bir etki oluşturdum?”
Bu anlayış şirketlerin maliyet hesaplarından devletlerin kalkınma politikalarına kadar uzanmalıdır.
HER FABRİKANIN BİR “SU BÜTÇESİ” OLMALI
Nasıl şirketlerin mali bütçeleri varsa gelecekte su bütçeleri de olmalıdır.
Bir fabrikanın yılda ne kadar su kullandığı bilinmeli.
Ne kadarı geri kazanılıyor?
Ne kadarı yeniden kullanılıyor?
Ne kadarı atık suya dönüşüyor?
Üretimde kullanılan su azaltılabilir mi?
Yağmur suyu değerlendirilebilir mi?
Arıtılmış su yeniden üretim sürecine sokulabilir mi?
Bunların tamamı artık çevre duyarlılığının ötesinde ekonomik rekabet meselesidir.
Çünkü su pahalılaştıkça suyu verimli kullanan işletmeler rekabette öne geçecektir.
TARIMDA “ÇOK SU” DEĞİL, “AKILLI SU” DÖNEMİ
Suyun en kritik kullanım alanlarından biri tarımdır.
Ancak geleceğin tarım anlayışı:
“Tarlaya bol su verelim.”
anlayışı olamaz.
Bunun yerine:
Toprağın nemini ölçen sistemler,
damla sulama,
akıllı sulama,
uygun ürün deseni,
kuraklığa dayanıklı çeşitler,
yağmur suyunun tutulması,
havza bazlı tarım planlaması
gibi yöntemlerin yaygınlaştırılması gerekir.
Çiftçiye yalnızca “suyu az kullan” demek çözüm değildir.
Çiftçiye daha az suyla daha fazla ürün üretebileceği teknolojiyi ve ekonomik desteği sağlamak gerekir.
ŞEHİRLERDE KAYIP SUYUN PEŞİNE DÜŞMELİYİZ
Bir tarafta vatandaşa,
“Musluğu kapat.”
demek gerekir.
Fakat diğer tarafta şehirlerin altyapısındaki kayıpları görmezden gelemeyiz.
Asıl büyük politika şudur:
Kaynağından musluğa kadar her damlanın hesabını tutmak.
Akıllı şebekeler kurulmalı.
Kaçaklar hızla tespit edilmeli.
Eski borular yenilenmeli.
Yağmur suyu kanalizasyona gönderilmek yerine depolanmalı ve uygun alanlarda yeniden kullanılmalı.
Arıtılmış atık sular sanayide, peyzajda ve uygun tarımsal uygulamalarda değerlendirilmeli.
Yani şehirler yalnızca su tüketen merkezler olmaktan çıkarılarak suyu yeniden kullanan sistemlere dönüştürülmelidir.
YAĞMUR YAĞDIĞINDA DENİZE GÖNDERMEK YERİNE DEPOLAMAK
Geleceğin şehircilik anlayışında yağmur suyu çok daha değerli olacaktır.
Çatılardan akan suyun,
sanayi tesislerindeki yüzey suyunun,
şehirlerde oluşan yağmur suyunun
uygun sistemlerle toplanması ve değerlendirilmesi gerekir.
Binalarımızı yalnızca enerji verimliliğine göre değil, su verimliliğine göre de tasarlamalıyız.
Yeni konut projelerinde yağmur suyu toplama sistemleri ve gri su uygulamaları giderek daha önemli hale gelmelidir.
Çünkü geleceğin akıllı binası sadece elektriğini az tüketen bina değildir.
Suyunu da yöneten binadır.
SU İSRAFI ASLINDA GIDA İSRAFIDIR
Bir başka önemli nokta ise çoğu zaman gözden kaçıyor.
Çöpe attığımız ekmek yalnızca ekmek değildir.
Onu yetiştirmek için kullanılan suyu da çöpe atıyoruz.
Çöpe atılan sebzenin, meyvenin, yemeğin arkasında toprak, enerji, emek ve su vardır.
Bu nedenle gıda israfıyla mücadele aynı zamanda su kaynaklarını koruma politikasıdır.
Sofrada bıraktığımız her lokmanın arkasında görünmeyen bir su maliyeti bulunmaktadır.
ÇOCUKLARA SU MEDENİYETİNİ ÖĞRETMELİYİZ
Meseleyi yalnızca kanunlarla çözemeyiz.
Bir kültür oluşturmalıyız.
Çocuklarımız suyu sınırsız bir nimet gibi görmemeli.
Okullarda suyun yalnızca kimyasal formülü öğretilmemeli.
Bir damla suyun barajdan eve nasıl geldiği, tarımda nasıl kullanıldığı, hangi maliyetlerle temizlendiği ve neden korunması gerektiği anlatılmalıdır.
Çünkü suyu koruyan nesil, önce suyun değerini bilen nesildir.
TÜRK DÜNYASI İÇİN ORTAK SU STRATEJİSİ
Meseleyi daha geniş bir coğrafyadan da okumalıyız.
Türk dünyasının geniş coğrafyasında su, tarım, kuraklık, çölleşme ve iklim değişikliği giderek daha stratejik konular haline gelecektir.
Anadolu’dan Orta Asya’ya uzanan coğrafyada gelecekte yapılması gereken önemli işlerden biri;
ortak su teknolojileri geliştirmek, kuraklıkla mücadelede bilgi paylaşmak, modern sulama sistemlerini yaygınlaştırmak ve ortak bilimsel çalışmalar yürütmektir.
Türk dünyasının entegrasyonu yalnızca ticaret yollarıyla değil, su ve gıda güvenliği işbirliğiyle de güçlendirilmelidir.
SU İÇİN 2050 STRATEJİSİ
Türkiye artık uzun vadeli bir Su Güvenliği Stratejisini kalkınmanın merkezine yerleştirmelidir.
Bu stratejinin temel mantığı basit olmalıdır:
Her damlayı ölç.
Her kaybı azalt.
Her mümkün damlayı yeniden kullan.
Her havzayı koru.
Her yatırımı su kapasitesine göre planla.
Yeraltı suları dijital olarak takip edilmeli; tarımsal üretim havza bazında planlanmalı; sanayide su geri kazanımı teşvik edilmeli; şehir şebekelerindeki kayıplar azaltılmalı; yağmur suyu depolama sistemleri yaygınlaştırılmalı ve su teknolojileri stratejik yatırım alanı olarak görülmelidir.
Hatta geleceğin teknoloji politikalarında savunma sanayii kadar önemli yeni bir alan açılmalıdır:
Su teknolojileri.
Arıtma teknolojileri…
Deniz suyunun kullanılabilir hale getirilmesi…
Akıllı sulama…
Sensörler…
Kaçak tespit sistemleri…
Atık su geri kazanımı…
Yeni nesil depolama sistemleri…
Bunların tamamı büyük bir ekonomik sektör haline gelecektir.
SUYA SAHİP OLMAK YETMEZ, ONU YÖNETMEK GEREKİR
Gelecekte ülkeler arasındaki fark yalnızca kimin daha fazla su kaynağına sahip olduğuyla belirlenmeyecektir.
Asıl fark,
kimin suyunu daha iyi yönettiğiyle ortaya çıkacaktır.
Çünkü kötü yönetilen büyük kaynak tükenebilir.
İyi yönetilen sınırlı kaynak ise uzun yıllar topluma hayat verebilir.
Dolayısıyla mesele yalnızca su miktarı değildir.
Mesele yönetim aklıdır.
BUGÜNÜN DAMLASI, YARININ VATAN MESELESİDİR
Atalarımız bize:
“Damlaya damlaya göl olur.”
dedi.
Biz bu sözü çocuklarımıza öğretmeye devam edelim.
Ama yanına bir cümle daha ekleyelim:
“Damlaya damlaya göl olur; hesapsız tüketilirse göl de damla damla çöl olur.”
Bugün musluktan akan suyu yalnızca bugünün ihtiyacı olarak görürsek büyük hata yaparız.
O damlada çiftçinin yarını vardır.
O damlada çocuğumuzun geleceği vardır.
O damlada şehirlerimizin hayatı vardır.
O damlada üretim vardır.
O damlada gıda güvenliği vardır.
Ve o damlada vatanın geleceği vardır.
Çünkü toprağı vatan yapan yalnızca sınırları değildir.
O toprağı yaşatan suyudur.
Suyu koruyamazsak toprağı kuruturuz.
Toprağı kurutursak köyü kaybederiz.
Köyü kaybedersek üretimi kaybederiz.
Üretimi kaybedersek bağımsızlığımızın önemli bir ayağını kaybederiz.
Bu nedenle artık suyu konuşurken yalnızca tasarrufu değil, medeniyetimizi, ekonomimizi ve gelecek nesillerimizi konuştuğumuzu bilmeliyiz.
Bir damlayı kurtarmak küçük bir davranış gibi görünebilir.
Ama milyonlarca insan aynı bilince ulaştığında o damlalar yeniden göl olur.
Aksi halde bir gün çocuklarımız bize şu soruyu sorabilir:
“Bu topraklarda bu kadar su varken, siz neden geleceğe susuzluk bıraktınız?”
O soruya verecek cevabımızın olması için bugünden harekete geçmeliyiz.

Bayraktar TB2’den elektronik harp ve radar kabiliyeti gösterisi
Türk dünyası müziğinde yeni dönem: Besteciler Birliği Bakü’de kuruldu
Kazakistan’dan Avrupa’ya ulaşım ve lojistik yatırımı çağrısı
ASELSAN’ın yeni deniz silah sistemi SMASH-300 testte
Erdoğan BM Genel Kurulu için New York’ta
KKTC’den Kıbrıs müzakereleri için egemen eşitlik vurgusu
Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan’dan ortak tatbikat
Almatı’da Şehir Günü coşkusu iki gün boyunca sürdü
Camiyi Değil, Sistemi Yeniden Düşünmeliyiz