Arzu ÜNAL
Kadına Bakış, Medeniyetin Aynasıdır
Bir toplumun seviyesini anlamanın en önemli yollarından biri, kadına nasıl baktığına bakmaktır.
Çünkü kadın sadece bir birey değil; ailenin temel taşı, nesillerin yetiştiricisi ve toplumun vicdanıdır. Kadının değersiz görüldüğü toplumlar zamanla ahlaki, sosyal ve kültürel çöküş yaşamış; kadına değer veren medeniyetler ise yükselmiş ve kalıcı olmuştur.
İslam dini de kadın meselesini sadece biyolojik veya sosyal bir konu olarak değil, insanlık meselesi olarak ele almıştır.
Ancak bugün İslam adına ortaya konulan bazı uygulamalar ile Kur’an’ın ortaya koyduğu temel ilkeler arasında ciddi farklılıklar bulunduğu da bir gerçektir.
İslam Geldiğinde Kadının Durumu Neydi?
İslam’ın doğduğu VII. yüzyılda dünyanın büyük bölümünde kadın ikinci sınıf kabul ediliyordu.
Roma’da kadın erkeğin malı sayılıyor, miras hakkı bulunmuyordu.
Hindistan’da dul kadınların kocalarıyla birlikte yakılması normal görülüyordu.
Çin’de kız çocukları istenmeyen varlıklar olarak görülüyordu.
Cahiliye Arap toplumunda ise kız çocukları utanç sebebi kabul ediliyor, bazı kabilelerde diri diri toprağa gömülüyordu.
İşte böyle bir ortamda Kur’an şu temel ilkeyi ortaya koydu:
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yarattık.”
Bu ifade, kadın ve erkeğin aynı özden yaratıldığını ve insanlık bakımından eşit olduğunu ilan eden büyük bir devrimdi.
Kur’an’ın Kadına Verdiği Haklar
İslam, kadınlara çağının çok ötesinde haklar tanıdı.
Miras Hakkı
Kadın mirastan pay alma hakkına sahip oldu.
Mülkiyet Hakkı
Kadın kendi malına sahip olabildi; evlense bile malı üzerinde tasarruf hakkını korudu.
Eğitim Hakkı
İlim öğrenmek kadın ve erkek için farz kabul edildi.
Evlilikte Rıza Hakkı
Kadının istemediği biriyle evlendirilmesi uygun görülmedi.
Boşanma Hakkı
Belirli şartlarda kadına da evliliği sona erdirme hakkı tanındı.
Şahsiyet Hakkı
Kadın, sadece anne veya eş olarak değil, bağımsız bir insan olarak değerlendirildi.
Bunlar, yedinci yüzyıl dünyası düşünüldüğünde son derece ileri düzenlemelerdi.
Hz. Muhammed’in Kadınlara Yaklaşımı
Peygamber Efendimizin hayatına bakıldığında kadınlara karşı şefkat, saygı ve istişarenin ön planda olduğu görülür.
“Kadınlar konusunda Allah’tan korkunuz.”
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.”
buyurmuştur.
Hz. Hatice, İslam’ın ilk destekçisi ve Peygamberimizin en büyük danışmanıydı.
Hz. Aişe ise yüzlerce hadis rivayet etmiş, birçok sahabeye ders vermiş önemli bir ilim insanı olmuştur.
Bu durum, İslam’ın ilk döneminde kadınların sadece ev hayatında değil, ilim ve toplum hayatında da aktif olduklarını göstermektedir.
Gelenek ile Din Aynı Şey Değildir
Tarih içinde Arap, Fars, Bizans, Hint ve çeşitli yerel kültürlerin etkisiyle bazı gelenekler dinin özüymüş gibi algılanmaya başlanmıştır.
Kadının toplumdan tamamen uzaklaştırılması,
Eğitimden mahrum bırakılması,
Şiddetin meşrulaştırılması,
Erkeğin mutlak otorite sahibi kabul edilmesi,
Kadının sadece ev içine hapsedilmesi,
İslam’ın özünden çok, tarihsel ve kültürel yorumların ürünüdür.
Din ile geleneğin birbirine karıştırılması, zaman zaman İslam’ın kadın anlayışının yanlış tanıtılmasına yol açmıştır.
Kadın ve Erkek: Rakip Değil Tamamlayıcıdır
Modern çağda zaman zaman kadın ile erkek arasında bir mücadele varmış gibi sunulan anlayışlar ortaya çıkmaktadır.
Oysa İslam’ın temel yaklaşımında kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, birbirini tamamlayan iki değerdir.
Birinin üstünlüğü cinsiyetle değil;
Ahlakla,
Bilgiyle,
Adaletle,
Takva ve erdemle ölçülür.
Kur’an’ın ifadesiyle:
“Allah katında en üstün olanınız, takvaca en üstün olanınızdır.”
Türk-İslam Medeniyetinde Kadının Yeri
Türk tarihinde kadın her zaman önemli bir yere sahip olmuştur.
Eski Türklerde Hatun, Kağan ile birlikte devlet yönetiminde söz sahibiydi.
Kurultaylarda yer alır, elçileri kabul eder, devlet işlerine katılırdı.
İslamiyet’in kabulünden sonra da bu gelenek büyük ölçüde devam etti.
Hayme Ana,
Terken Hatun,
Nene Hatun,
Halide Edip,
Sabiha Gökçen,
gibi isimler Türk kadınının sadece aile içinde değil, toplumun her alanında etkin olduğunu göstermektedir.
Türk-İslam medeniyetinde kadın, hayatın merkezinde bulunan bir şahsiyettir.
Sorun İslam’da mı, İnsanlarda mı?
Bugün bazı İslam toplumlarında görülen kadın sorunları, çoğu zaman dinin özünden değil;
Cehaletten,
Yanlış geleneklerden,
Eğitim eksikliğinden,
Adaletsizlikten,
Yoksulluktan,
Siyasi ve sosyal geri kalmışlıktan kaynaklanmaktadır.
Çünkü aynı Kur’an’a inanan toplumlar arasında bile kadınların konumu ülkeden ülkeye büyük farklılıklar göstermektedir.
Demek ki problem, ilahi mesajdan çok, o mesajın insanlar tarafından nasıl anlaşıldığı ve uygulandığıyla ilgilidir.
Geleceğin İnşasında Kadının Rolü
Kadını ihmal eden toplumlar, geleceğini ihmal etmiş olur.
Çünkü bir çocuğun ilk öğretmeni annedir.
Bir milletin karakteri önce ailede şekillenir.
Bilgili, ahlaklı ve güçlü nesiller yetiştirmek isteyen toplumlar, kadınların eğitimine, üretimine, sosyal hayata katılımına ve insan onuruna uygun şartlarda yaşamalarına önem vermek zorundadır.
Kadına değer vermek, sadece bir kadın meselesi değildir.
Bu, bir medeniyet meselesidir.
Çünkü kadın; hayatın taşıyıcısı, ailenin ruhu ve toplumun vicdanıdır.
Ve unutulmamalıdır ki;
Kadını aşağılayan medeniyetler küçülmüş, kadına değer veren medeniyetler ise büyüyerek insanlığa yön vermiştir.

“Türk Dünyası Kültür Atlası Çalıştayı” Bakan Tekin’in Katılımıyla Başladı
Kerkük Belediyesi, Türk Dünyası Belediyeler Birliği’nin Resmi Üyesi Oldu
Karaman’da 8. Uluslararası Türk Dünyası Şöleni Coşkuyla Gerçekleştirildi