Karpuzun İrisi Değil, İçi Dolusu Makbuldür

Rafet ULUTÜRK

Alternatif iyidir.

İnsanın önünde birden fazla seçenek bulunması, tekdüzeliği kırar; farklı fikirleri, farklı tecrübeleri ve farklı bakış açılarını görmesini sağlar. Doğru değerlendirildiğinde alternatifler ufuk açar, yanlış değerlendirildiğinde ise insanı görüntünün esiri hâline getirir.

Hayatın birçok alanında böyledir.

Diplomaside de…

Siyasette de…

Hatta karpuz alırken bile.

Eskiden pazara gittiğinizde satıcı uzaktan bağırırdı:

“Gel vatandaş, seçmece karpuuuz!”

Müşteri gelir, karpuzu eline alır, sağına soluna bakar, tık tık vurur, bazen hafifçe şaplak atar, sapına bakar.

Herkesin kendince bir karpuz seçme usulü vardır.

Birisi,

“Sapı kurumuş olacak.” der.

Öteki,

“Altı sarı olacak.”

Bir başkası,

“Tok ses verecek.”

Başka biri de karpuzu eline alıp tartar:

“Ağırsa suludur.”

Fakat bütün bu yöntemlerin ortak bir problemi vardır:

Hepsi dışarıdan yapılan değerlendirmelerdir.

Karpuzun içini henüz görmemişsinizdir.

Ve hayat bize öğretti ki;

Her büyük karpuz tatlı çıkmaz.

KIRK BİR KİLOLUK KARPUZ MESELESİ

Bazen karşınıza öyle bir karpuz çıkar ki maşallah demeden geçemezsiniz.

Kocaman…

Parlak…

Gösterişli…

Fotoğrafa koysanız kadrajı doldurur.

Nereden baksanız kırk bir kilo!

Fakat kesersiniz…

İçi kabak.

Çünkü büyüklük her zaman olgunluk anlamına gelmez.

Bazen karpuz gerçekten güneşi, toprağı, suyu, rüzgârı görerek yetişmiştir.

Bazen ise hormonla şişirilmiştir.

Bazen sapı doğal biçimde kurumuştur.

Bazen de müşteriye “çok çile çekmiş, çok olgunlaşmış” görüntüsü vermek için sonradan burkulmuştur.

İşte siyasette ve diplomaside de karşımıza zaman zaman böyle “kırk bir kiloluk karpuzlar” çıkıyor.

Görüntüsü büyük…

Unvanı büyük…

Kartviziti kalabalık…

Fotoğrafı bol…

Fakat meseleye, tarihe, coğrafyaya ve topluma dair bilgisi tartışmalıdır.

Çünkü siyaset ve diplomasi de artık ne yazık ki zaman zaman vitrin siyasetine dönüşebiliyor.

DİPLOMASİNİN KARPUZ PAZARI

Diplomasi, fotoğraf vermek değildir.

Diplomasi; doğru insanı, doğru zamanda, doğru yerde dinleyebilme sanatıdır.

Balkanlara gittiniz.

İftar verdiniz.

Soydaşlarla fotoğraf çektirdiniz.

Masalar kurdunuz.

Konuşmalar yaptınız.

Bunların hepsi kıymetlidir.

Fakat bir soru sormamız gerekiyor:

Masanın etrafında kimler vardı?

Bir toplumun gerçek meselelerini bilenler mi?

Yıllardır sahada çalışanlar mı?

Köy köy, kasaba kasaba dolaşmış insanlar mı?

Yoksa Ankara’ya, İstanbul’a veya Sofya’ya hoş görünecek cümleleri iyi kuranlar mı?

İşte diplomasi burada başlar.

Çünkü yanlış muhatap seçerseniz, en doğru niyet bile yanlış politikaya dönüşebilir.

BALKANLAR OTEL LOBİSİNDEN OKUNMAZ

Balkanları anlamak için Balkanlarda yaşamak gerekir. Rumeli’yi anlamak için yalnızca protokol salonlarına girmek yetmez.

Kırcaali’yi anlamak için köylere çıkacaksınız. Şumnu’yu anlamak için yaşlılarla konuşacaksınız.

Razgrad’ı, Silistre’yi, Deliorman’ı, Filibe’yi, Mestanlı’yı, Cebel’i yalnızca seçim sonuçlarından okumayacaksınız.

Mezarlıklara gideceksiniz. Camilerin kapısını çalacaksınız. Kapanan okulları soracaksınız.

Gençlerin neden göç ettiğini öğreneceksiniz.

Bir Türk ailesinin neden çocuğuna ana dilini öğretemediğini dinleyeceksiniz.

Bir yaşlının neden hâlâ 1980’li yılları anlatırken gözünün dolduğunu anlayacaksınız.

Çünkü Balkan diplomasisi masa başından değil, hafızadan okunur.

FOTOĞRAF DİPLOMASİSİ

Bugünün siyasetinde ilginç bir alışkanlık oluştu. Bir yere gidildiğinde önce şu düşünülüyor:

“Kiminle fotoğraf verelim?” Oysa önce sorulması gereken şudur:

“Kimden bilgi alalım?” Bu iki soru arasında koca bir devlet aklı farkı vardır.

Fotoğraf sosyal medyada birkaç gün dolaşır.

Yanlış bilgi ise devlet politikasını yıllarca yanlış yönlendirebilir.

Bir insanı yalnızca kalabalık topluyor diye önemli zannetmek büyük hatadır.

Kalabalık başka şeydir.

Temsil başka şeydir.

Görünürlük başka şeydir.

Bilgi başka şeydir.

Nüfuz başka şeydir.

Güven başka şeydir.

GERÇEK TEMSİLCİ KİMDİR?

Bir toplumun gerçek temsilcisi her zaman en büyük salonda oturan kişi değildir.

Bazen gerçek temsilci bir köy öğretmenidir.

Bazen yıllardır Türkçe yayın yapan bir gazetecidir.

Bazen bir dernek başkanıdır.

Bazen bir imamdır.

Bazen bir akademisyendir.

Bazen Bulgaristan’da yaşayan fakat Türkiye ile köprü kurmaya çalışan genç bir girişimcidir.

Bazen de yıllardır hiçbir makam istemeden toplumunun derdini anlatmaya çalışan sessiz bir gönüllüdür.

Diplomasi bunları bulabilmelidir.

Devlet aklı da zaten burada ortaya çıkar.

BEŞ DAKİKALIK RANDEVU MESELESİ

Asıl düşündürücü olan şudur:

Balkanlar hakkında konuşan birçok kişinin, Balkanların gerçek meselelerini yıllardır taşıyan insanlara beş dakika ayırmaması…

Oysa beş dakikada bazen bir ülkenin yıllardır göremediği mesele anlatılır.

Beş dakikada bir seçim matematiğinin yanlış olduğu gösterilebilir.

Beş dakikada bir bölgedeki toplumsal kırılma anlatılabilir.

Beş dakikada Türkiye’nin gelecekte yaşayacağı bir stratejik problemin ilk işaretleri verilebilir.

Diplomasi, sadece konuşmak değildir. Dinlemeyi bilmektir.

KESMECE DİPLOMASİ

Eskiden karpuzcu malına güveniyorsa şöyle derdi:

“Keselim abi.”

İşte mesele budur.

Kesmece.

Yani sözün değil, işin görülmesi.

Bir kişi “Ben Balkanları iyi biliyorum.” diyorsa sorun:

Kaç yıldır gidiyorsun?

Kaç köy biliyorsun?

Kaç aile tanıyorsun?

Kaç genç yetiştirdin?

Kaç öğrenciye burs buldun?

Kaç Türkçe kitap götürdün?

Kaç kültür projesi yaptın?

Kaç rapor hazırladın?

Kaç defa devlet kurumlarına çözüm sundun?

Kaç kez insanların zor gününde yanında oldun?

İşte karpuz orada kesilir.

Ve ak koyunla kara koyun orada belli olur.

TÜRKİYE’NİN BALKAN POLİTİKASI KİŞİLERE BAĞLI OLAMAZ

Türkiye Balkanlarda son derece önemli bir ülkedir.

Tarihî bağları vardır.

Kültürel bağları vardır.

İnsanî bağları vardır.

Akrabalık bağları vardır.

Ekonomik bağları vardır.

Fakat böylesine önemli bir coğrafya, birkaç kişinin kişisel ilişkilerine bırakılamaz.

Türkiye’nin Balkan politikası kurumsallaşmalıdır.

Bir kişinin tanıdığı insanlardan oluşan diplomasi ağı yerine, çok kaynaklı bilgi ağı kurulmalıdır.

Dışişleri Bakanlığı, TİKA, YTB, üniversiteler, STK’lar, iş dünyası, yerel kanaat önderleri, akademisyenler ve diaspora temsilcileri birlikte çalışmalıdır.

Çünkü tek kanaldan gelen bilgi her zaman risklidir.

Devletler tek kaynağa güvenmez.

Diplomasi zaten bunun için vardır.

BALKANLAR İÇİN STRATEJİK MUHATAP HARİTASI

Türkiye’nin Balkanlar için yeni bir çalışma modeline ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Her ülkede yalnızca siyasi aktörlerin değil;

toplum önderlerinin,

gençlerin,

iş insanlarının,

akademisyenlerin,

gazetecilerin,

din görevlilerinin,

sivil toplum temsilcilerinin,

kadın örgütlerinin

ve kültür insanlarının yer aldığı geniş bir muhatap haritası hazırlanmalıdır.

Bu harita sürekli güncellenmelidir.

Kim gerçekten toplum içinde karşılık buluyor?

Kim yalnızca sosyal medyada güçlü?

Kim proje üretiyor?

Kim sadece protokol kovalıyor?

Kim Türkiye ile ilişkileri gerçekten güçlendiriyor?

Kim kendi makamını güçlendirmeye çalışıyor?

Bunlar bilinmelidir.

GENÇLERİ BULUN

Balkan diplomasisinin en büyük eksiklerinden biri de budur.

Sürekli aynı insanlarla görüşüyoruz.

Aynı yüzler…

Aynı masalar…

Aynı konuşmalar…

Oysa Bulgaristan’da, Kuzey Makedonya’da, Kosova’da, Romanya’da, Yunanistan’da, Bosna-Hersek’te ve diğer Balkan ülkelerinde yeni bir kuşak yetişiyor.

İyi eğitimli…

Dil bilen…

Avrupa’yı tanıyan…

Teknoloji kullanan…

Dünyayı takip eden…

Türkiye ile bağ kurmak isteyen gençler var.

Türkiye bu gençleri bugünden tanımazsa, yarın başka ülkeler tanıyacaktır.

Diplomasi biraz da geleceğin insanını bugünden bulma sanatıdır.

HER İRİ KARPUZ TATLI DEĞİLDİR

Bazen devlet adamlarının çevresine öyle insanlar dizilir ki herkes birbirini över.

“Efendim çok büyük kanaat önderidir.”

“Efendim bölgede çok etkilidir.”

“Efendim bütün toplum arkasındadır.”

Biraz araştırırsınız…

Toplumun haberi yok.

İşte diplomatik karar vericilerin dikkat etmesi gereken nokta budur.

Karpuzun ağırlığına değil, tadına bakacaksınız.

Kartvizitin uzunluğuna değil, kişinin toplumdaki karşılığına bakacaksınız.

Makamına değil, yaptığı işe bakacaksınız.

Fotoğraf albümüne değil, ürettiği sonuca bakacaksınız.

DEVLET ADAMI KESMECE KARPUZ İSTER

Gerçek devlet adamı şunu sorar:

“Göster bakalım ne yaptın?”

İşte bu, kesmece diplomasidir.

Karpuzu kesersiniz.

İçi kırmızı mı?

Tatlı mı?

Sulu mu?

Olgun mu?

Hemen ortaya çıkar.

Siyasette de böyledir.

Diplomaside de.

Çünkü devlet yönetiminde vitrinle iş yapılmaz.

Sonuçla yapılır.

SON SÖZ: SEÇMECE OLSUN AMA AKILLA SEÇİLSİN

Alternatif iyidir.

Seçmece de iyidir.

Fakat seçmeyi bilmek şartıyla.

Diplomaside de çok seslilik, çok kaynaklı bilgi ve farklı görüşlere kulak vermek devletin gücünü artırır.

Fakat sürekli aynı çevrelerin, aynı kişilerin ve aynı “hormonlu karpuzların” etrafında dolaşırsanız, bir süre sonra gerçek Balkanları göremezsiniz.

Türkiye büyük devlettir.

Büyük devletler fotoğrafla değil, bilgiyle hareket eder.

Büyük devletler kendisini alkışlayanı değil, gerçeği söyleyeni dinler.

Büyük devletler en iri karpuzu değil, en kaliteli karpuzu seçer.

Ve gerektiğinde de satıcıya dönüp şöyle der:

“Seçmeceyi bırakalım kardeşim… Bir de kes bakalım şu karpuzu.”

Çünkü diplomasi de siyaset de sonunda aynı soruya dayanır:

İçi dolu mu, değil mi?

Gerisi vitrindir.

Kırk bir kilo da olsa…

İçi kabaksa,

kırk bir kere maşallah demenin kimseye faydası yoktur.