Tarih bazı insanları makamlarıyla değil, yaptıkları tercihlerle hatırlar.

Bir insan düşünün…

Avrupa’da hukuk eğitimi görüyor. Önünde akademik bir gelecek, rahat bir hayat ve uluslararası hukuk çevrelerinde yükselebilecek bir kariyer bulunuyor. Fakat Anadolu işgal altına girdiğinde hayatının yönünü değiştiriyor.

Kitaplarını bırakıp memleketine dönüyor.

Çünkü onun için hukuk yalnızca üniversite kürsüsünde öğrenilecek bir meslek değildir. Hukukun yaşayabilmesi için önce bağımsız bir vatanın var olması gerektiğine inanır.

Bu isim, Cumhuriyet tarihinin önemli hukuk ve siyaset insanlarından Mahmut Esat Bozkurttur.

Onun hayatına yalnızca “Kuvâ-yi Milliye’ye katılan bir hukukçu” veya “Adalet Bakanı” diye bakmak eksik kalır. Asıl mesele, Mahmut Esat Bozkurt’un hayatında birleşen üç büyük unsurdur:

bilgi, mücadele ve devlet kurma iradesi.

Bugünün Türkiye’si açısından üzerinde düşünmemiz gereken taraf da tam olarak budur.


BİR AYDIN NE ZAMAN GERÇEKTEN AYDIN OLUR?

Bir toplumun en büyük sermayesi yalnızca üniversite mezunlarının sayısı değildir.

Asıl mesele şudur:

O üniversitelerde yetişen insanlar ülkelerinin zor zamanlarında nerede durmaktadır?

Mahmut Esat Bozkurt’un hikâyesinin bugünkü nesillere verdiği en önemli mesaj budur.

Avrupa’da hukuk öğrenmek önemliydi. Doktora yapmak önemliydi. Yabancı dil bilmek, dünyayı tanımak, Batı hukuk sistemlerini incelemek elbette değerliydi.

Fakat bütün bunlardan daha büyük bir soru vardı:

Öğrendiğin bilgiyi kimin hizmetine vereceksin?

Mahmut Esat’ın tercihi Anadolu oldu.

Bu tercih bize Cumhuriyet’in kuruluş kuşağının önemli bir özelliğini gösteriyor:

Onlar Batı’ya öğrenmek için gittiler; Batı’ya teslim olmak için değil.

Avrupa’nın bilgisini aldılar fakat kendi devletlerini kurmak için kullandılar.

Bugün yeniden öğrenmemiz gereken düşünce budur.


ÖNCE VATAN, SONRA KANUN

Bir hukukçu açısından savaş son derece düşündürücü bir durumdur.

Çünkü hukuk düzen ister.

Mahkeme ister.

Devlet otoritesi ister.

Kanun ister.

Fakat işgal altındaki bir ülkede bütün bunların üzerinde daha temel bir mesele ortaya çıkar:

Egemenlik kime aittir?

Mahmut Esat Bozkurt’un Milli Mücadele’ye katılması bu nedenle yalnızca askerî bir tercih değildir.

Aynı zamanda bir hukuk tercihidir.

Çünkü bağımsız olmayan bir milletin kanunları olabilir ama gerçek anlamda egemen bir hukuk düzeni olamaz.

Önce milletin kendi kaderi üzerinde söz sahibi olması gerekir.

Bu nedenle Milli Mücadele sadece toprak kurtarma savaşı değildir.

Aynı zamanda:

egemenliği yeniden Türk milletine verme mücadelesidir.

Ve Cumhuriyet’in hukuk devrimlerinin temeli cephede atılmıştır.


KUŞADASI’NDAKİ CEPHE İLE ANKARA’DAKİ ADALET BAKANLIĞI AYNI HİKÂYENİN İKİ BÖLÜMÜDÜR

Mahmut Esat Bozkurt’un hayatındaki en dikkat çekici noktalardan biri budur.

Bir dönemde Batı Anadolu’da Milli Mücadele saflarındadır.

Birkaç yıl sonra Ankara’da devlet yönetimindedir.

Daha sonra Adalet Bakanlığı görevini üstlenecektir.

İlk bakışta bunlar birbirinden farklı hayatlar gibi görünür.

Oysa değildir.

Cephede savunulan şey siyasi bağımsızlıktır.

Adalet Bakanlığında yapılan şey ise hukuki bağımsızlığın inşasıdır.

Türkiye’nin kuruluş mücadelesi burada iki aşamalıdır:

Birinci aşama: Ülkeyi işgalden kurtarmak.

İkinci aşama: Kurtarılan ülkenin kurumlarını kurmak.

İkinci aşama en az birincisi kadar zordur.

Çünkü savaş kazanmak birkaç yıl sürebilir.

Devlet kurmak ise nesiller sürer.


CUMHURİYET SADECE SINIRLARI DEĞİL HUKUKU DA DEĞİŞTİRDİ

1920’lerin Türkiye’sinin önünde büyük bir soru vardı:

Yeni devlet hangi hukuk sistemi üzerinde yükselecekti?

Ekonomik hayat değişiyordu.

Aile yapısı değişiyordu.

Ticaret ilişkileri değişiyordu.

Devlet-vatandaş ilişkisi yeniden tanımlanıyordu.

Dolayısıyla Cumhuriyet’in yalnızca yönetim biçimini değiştirmesi yeterli değildi.

Yeni Türkiye’nin yeni bir hukuk mimarisine ihtiyacı vardı.

1926’da yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu, Cumhuriyet’in en büyük hukuk dönüşümlerinden biri oldu.

Mahmut Esat Bozkurt da Adalet Bakanı olarak bu dönüşümün önde gelen siyasi ve hukuki aktörlerinden biriydi.

Burada çok önemli bir stratejik gerçek vardır:

Devletler yalnızca ordularıyla değil hukuk sistemleriyle de bağımsızlaşırlar.


MEDENİ KANUN ASLINDA BİR TOPLUM PROJESİYDİ

Kanun denildiğinde çoğu insan maddeler, mahkemeler ve hukuk kitapları düşünür.

Fakat medeni hukuk doğrudan insanın gündelik hayatına dokunur.

Evlilik.

Boşanma.

Miras.

Mülkiyet.

Aile.

Sözleşmeler.

Kişilik hakları.

Dolayısıyla Medeni Kanun yalnızca hukukçuların meselesi değildi.

Türkiye’nin nasıl bir toplum olacağını belirleyen büyük bir dönüşümün parçasıydı.

Cumhuriyet burada çok önemli bir adım atmıştır:

Vatandaşlık fikrini hukukun merkezine yerleştirmeye çalışmıştır.

Devletin modernleşmesi yalnızca binalar yapmakla olmaz.

Asıl modernleşme, vatandaşın hukuk karşısındaki konumunun güçlenmesidir.


MAHMUT ESAT BOZKURT’TAN ÇIKARILACAK STRATEJİK DERS: DÜNYAYI ÖĞREN, ÜLKENE DÖN

Bugün binlerce Türk genci Avrupa’da, Amerika’da, İngiltere’de ve dünyanın farklı ülkelerinde eğitim görüyor.

Mühendislik öğreniyorlar.

Yapay zekâ öğreniyorlar.

Tıp öğreniyorlar.

Hukuk öğreniyorlar.

Savunma teknolojileri öğreniyorlar.

Finans öğreniyorlar.

Bu büyük bir imkândır.

Fakat asıl mesele onların nerede eğitim gördüğünden çok daha büyüktür:

Türkiye bu insanlarla nasıl bir ilişki kuracak?

Mahmut Esat Bozkurt’un hayatı burada bize yüz yıl sonrasına ulaşan bir mesaj vermektedir:

Dünyaya git.

Dünyayı öğren.

Dünyayı tanı.

Ama öğrendiklerini milletinin geleceğine taşı.

Türkiye’nin yeni yüzyılında ihtiyaç duyduğu insan modeli budur.


21. YÜZYILIN KUVÂ-Yİ MİLLİYESİ SİLAHLA DEĞİL BİLGİYLE KURULACAK

Bugünün savaşları yalnızca cephelerde yapılmıyor.

Artık mücadele alanları çok daha geniş.

Teknoloji.

Yapay zekâ.

Siber güvenlik.

Uzay.

Enerji.

Biyoteknoloji.

Uluslararası hukuk.

Finans.

Medya.

Algı yönetimi.

Veri.

Bir ülke bu alanlarda dışarıya tamamen bağımlıysa siyasi bağımsızlığını uzun vadede koruması da zorlaşır.

Bu nedenle bugünün gençlerinin “cepheleri” laboratuvarlardır, üniversitelerdir, teknoloji şirketleridir, diplomasi masalarıdır ve uluslararası kuruluşlardır.

Mahmut Esat Bozkurt’un ruhunu bugüne taşıyacaksak mesele geçmişteki mücadeleyi romantik biçimde tekrar etmek değildir.

Mesele onun sorumluluk anlayışını çağımıza uyarlamaktır.


TÜRKİYE DÜNYA İÇİN İNSAN YETİŞTİRMELİDİR

Buradan çok daha büyük bir stratejik hedef çıkarmamız gerekiyor.

Türkiye artık yalnızca kendi kurumlarında görev yapacak insanlar yetiştirmemelidir.

Birleşmiş Milletler’de görev yapacak Türk gençleri yetiştirmelidir.

Uluslararası mahkemelerde görev yapacak hukukçular yetiştirmelidir.

Dünya Bankası’nda, OECD’de, Avrupa kurumlarında, Türk Devletleri Teşkilatı’nda, uluslararası araştırma merkezlerinde etkili olacak kadrolar yetiştirmelidir.

Dünyanın önemli üniversitelerinde kürsü sahibi akademisyenler yetiştirmelidir.

Küresel teknoloji şirketleri kuracak mühendisler yetiştirmelidir.

Çünkü geleceğin devlet gücü yalnızca Ankara’daki bürokrasiden oluşmayacaktır.

Dünyanın stratejik merkezlerinde bulunan nitelikli insan ağlarından da oluşacaktır.


HUKUK BİR DEVLETİN GÖRÜNMEYEN ORDUSUDUR

Mahmut Esat Bozkurt’un hikâyesinden çıkarılabilecek ikinci büyük ders budur.

Türkiye önümüzdeki yıllarda yalnızca güçlü bir savunma sanayisine değil, son derece güçlü bir uluslararası hukuk kadrosuna da ihtiyaç duyacaktır.

Doğu Akdeniz.

Ege.

Karadeniz.

Enerji hatları.

Göç.

Siber alan.

Yapay zekâ.

Deniz yetki alanları.

Uluslararası ticaret.

Tahkim.

Savunma anlaşmaları.

Bütün bu alanlarda mücadele yalnızca siyasi güçle yürütülmez.

Dosyayla yürütülür.

Hukukla yürütülür.

Müzakereyle yürütülür.

Dolayısıyla Türkiye’nin önümüzdeki 20–30 yılının stratejik yatırımlarından biri uluslararası hukukçu yetiştirmek olmalıdır.


VATAN SEVGİSİ YALNIZCA DUYGU DEĞİLDİR

Vatan sevgisini yalnızca sloganlara indirgersek ona en büyük kötülüğü yapmış oluruz.

Vatan sevgisi bazen cephede savaşmaktır.

Ama bazen de laboratuvarda sabaha kadar çalışmaktır.

Bazen başarılı bir öğretmen olmaktır.

Bazen dürüst bir hâkim olmaktır.

Bazen iyi bir mühendis olmaktır.

Bazen dünya çapında bir bilimsel keşif yapmaktır.

Bazen ülkenizin hakkını uluslararası bir mahkemede savunmaktır.

Vatanseverliğin en ileri biçimlerinden biri:

işini dünyadaki en iyi insanlardan biri olacak kadar iyi yapmaktır.

Mahmut Esat Bozkurt’un hayatını değerli kılan yalnızca mücadeleye katılması değildir.

Mücadeleden sonra masaya dönmesi ve devlet kurma işine devam etmesidir.


TÜRK GENÇLİĞİNE YENİ HEDEF

Bugünün gençlerine sadece geçmişte kimlerin kahraman olduğunu anlatmak yeterli değildir.

Onlara şu soruyu sormalıyız:

Sen kendi çağının hangi meselesini çözeceksin?

Atalarımız devlet kurdu.

Peki biz o devleti hangi seviyeye taşıyacağız?

Onlar bağımsızlığı kazandı.

Biz teknolojik bağımsızlığı nasıl sağlayacağız?

Onlar hukuk sistemini yeniledi.

Biz yapay zekâ çağının hukukunu nasıl kuracağız?

Onlar fabrikalar kurdu.

Biz yarı iletken, uzay, biyoteknoloji ve kuantum teknolojilerinde nerede olacağız?

Tarih böyle okunmalıdır.

Tarih yalnızca geçmişi anlatmaz.

Gelecek için görev dağıtır.


DEVLETLER KAHRAMANLARLA KURULUR, KURUMLARLA YAŞAR

Mahmut Esat Bozkurt’un hayatını değerlendirirken bir başka önemli noktayı da unutmamalıyız.

Bir millet sürekli kahraman bekleyerek yaşayamaz.

Kahramanlar zor zamanlarda ortaya çıkar.

Fakat güçlü devletler kahramanlıkları kurumlara dönüştürür.

İyi hukuk sistemi.

Güçlü üniversiteler.

Bağımsız kurumlar.

Nitelikli bürokrasi.

Bilim merkezleri.

Stratejik düşünce kuruluşları.

İşte devletin kalıcı gücü bunlardır.

Cumhuriyet’in kurucu kuşağından bugüne çıkarılması gereken temel derslerden biri de budur:

Fedakârlığı sisteme, mücadeleyi kuruma, idealizmi devlet kapasitesine dönüştürmek.


BİZİM İHTİYACIMIZ YENİ MAHMUT ESATLARDIR

Fakat onların 1920’leri taklit etmesine ihtiyacımız yok.

2026’nın, 2030’un ve 2050’nin meselelerini çözmelerine ihtiyacımız var.

Bir gencimiz Cenevre’de uluslararası hukuk öğrenmeli.

Bir başkası Londra’da finans öğrenmeli.

Bir başkası Tokyo’da robotik öğrenmeli.

Bir başkası Seul’de yarı iletken teknolojisi öğrenmeli.

Bir başkası Türkistan’da Türk dünyasının tarihini araştırmalı.

Bir başkası Afrika’da Türkiye’nin diplomatik ve ekonomik ağlarını geliştirmeli.

Sonra bu insanların arasında büyük bir Türkiye ağı kurulmalıdır.

Çünkü gelecek yüzyılın mücadelesi yalnızca ülkeler arasında değil, nitelikli insan ağları arasında yaşanacaktır.


KİTABI BIRAKIP CEPHEYE GİDEN NESİLDEN, CEPHEYİ BİLGİYLE KURACAK NESLE

Mahmut Esat Bozkurt’un hikâyesini sadece geçmişe bakarak okumayalım.

Asıl soruyu bugüne soralım:

Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi beyinler ülkenin geleceğinde hangi sorumluluğu üstlenecek?

Bir asır önce bazı gençler eğitimlerini, mesleklerini ve rahat hayatlarını bırakarak Anadolu’nun bağımsızlığı için mücadele etti.

Bugün bizden aynı şartları yaşamamız istenmiyor.

Fakat aynı sorumluluk duygusuna ihtiyacımız var.

Onların cephesi dağlardı.

Bizim cephemiz bilimdir.

Onların cephesi siperdi.

Bizim cephemiz teknolojidir.

Onların mücadelesi bağımsız bir devlet kurmaktı.

Bizim mücadelemiz o devleti dünyanın bilimde, hukukta, ekonomide, teknolojide ve diplomaside öncü devletlerinden biri haline getirmektir.

Çünkü gerçek vatanseverlik yalnızca geçmişle gurur duymak değildir.

Geçmişten aldığın emaneti senden sonraki nesle daha güçlü teslim etmektir.

Ve belki de Mahmut Esat Bozkurt’un hayatından bugüne kalan en büyük cümle şudur:

Dünyanın en iyi okullarında okuyun; dünyanın en büyük bilgisini öğrenin. Fakat o bilginin bir ucunu mutlaka memleketinize bağlayın.

Çünkü bir milletin geleceğini yalnızca sınırlarını koruyan askerleri değil, hukukunu kuran hukukçuları, teknolojisini üreten mühendisleri, dünyayı okuyan diplomatları ve geleceği planlayan gençleri de savunur.

Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Genel Başkanı