Bir Gün O Sandalyeler Boş Kalınca Anlıyoruz…
İnsan bazı şeylerin kıymetini, ne yazık ki hep varken anlayamıyor.
Evde annemiz vardır; sesini sıradan sanırız.
Babamız sofranın başındadır; hep orada kalacak zannederiz.
Kardeşlerimiz yanımızdadır; birlikte geçirilen akşamların hiç bitmeyeceğini düşünürüz.
Sonra hayat geçer…
Çocuklar büyür. Evlerden ayrılır. Anneler yaşlanır. Babaların saçları ağarır. Ve bir gün, yıllarca aynı yerde oturan birinin sandalyesi boş kalır.
İşte o zaman anlarsınız:
Bereket sofradaki yemek değilmiş.
Bereket, o yemeği birlikte yiyebildiğimiz insanlarmış.
BİR ZAMANLAR HEPİMİZ AYNI SOFRADAYDIK
Çocukluğumuzun sofralarını düşünelim.
Belki masalarımız bugünkü kadar güzel değildi. Tabaklarımız takım değildi. Önümüzde onlarca çeşit yemek de yoktu.
Bir tencere yemek…
Bir tas yoğurt…
Ortada bölüşülen ekmek…
Belki yanında bir soğan, birkaç zeytin…
Ama herkes oradaydı.
Anne mutfaktan seslenirdi:
“Haydi çocuklar, sofra hazır!”
Ne kadar sıradan gelirdi bu cümle.
Oysa yıllar sonra insanın kulağında dünyanın en güzel davetlerinden biri olarak kalıyor.
Çünkü anne aslında yalnızca “Yemek hazır” demiyordu.
“Evinize gelin, birbirinize gelin, aynı sofrada buluşun” diyordu.
BABANIN SOFRADAKİ YERİ
Bazı babalar çok konuşmazdı.
Sofranın başında sessizce oturur, çocuklarının karnının doyduğunu görmekten mutlu olurdu.
Kendi tabağındaki güzel lokmayı çocuğuna uzatırdı:
“Al oğlum, sen ye.”
Çocuk bunun ne anlama geldiğini o yaşta anlayamaz.
Yıllar geçince anlar.
O lokma yemek değildir.
Babanın sevgisidir.
Çünkü eski babalar sevgilerini her zaman kelimelerle anlatamazlardı. Bazen bir lokmayla, bazen başımızı okşamakla, bazen de “Sen ye, ben tokum” diyerek gösterirlerdi.
Oysa belki de tok değillerdi.
Çocukları doysun diye açlıklarını bile gizlerlerdi.
Sonra bir gün baba gider.
Aynı sofraya oturursunuz.
Tabaklar aynıdır.
Ekmek aynıdır.
Ev aynıdır.
Fakat sofranın başındaki sandalye boştur.
Ve insanın boğazından lokma geçmez.
O zaman anlarsınız:
Bir insanın sofradaki yeri, evde kapladığı sandalyeden çok daha büyükmüş.
ANNENİN ELİ DEĞMEYİNCE AYNI YEMEK AYNI OLMUYOR
Anne sofranın görünmeyen bereketidir.
Herkesten önce kalkar, herkesten sonra oturur.
“Ben doydum” der ama çoğu zaman doğru dürüst yemek bile yememiştir.
Çocuğunun sevdiği yemeği bilir.
Babanın çayını nasıl içtiğini bilir.
Misafir geleceğinde telaşlanır:
“Acaba yeter mi?”
İşte annelik biraz da budur.
Kendisine yetip yetmediğini değil, başkasına yetip yetmeyeceğini düşünmektir.
Yıllar sonra dünyanın en pahalı restoranlarında yemek yiyebilirsiniz.
Ama çocukluğunuzdaki annenizin yaptığı bir çorbanın tadını bulamayabilirsiniz.
Çünkü eksik olan tarif değildir.
Eksik olan o eldir.
BİR EKMEĞİ BEŞ KİŞİ BÖLÜŞÜRDÜK, YİNE DE YETERDİ
Bugün sofralarımız daha zengin.
Fakat insan bazen kendi kendine soruyor:
Eskiden neden daha huzurluyduk?
Belki cevabı çok basit.
Çünkü azımız vardı ama birlikteydik.
Bir ekmeği beş kişi bölüşürdük.
Kimse “Benim payım neden küçük?” demezdi.
Misafir geldiğinde anne yemeğe biraz daha su koyardı.
Bir tabak daha çıkarılırdı.
Bir sandalye daha çekilirdi.
Ve inanılmaz biçimde yemek herkese yeterdi.
Büyüklerimiz buna tek kelimeyle cevap verirdi:
Bereket.
Bereket, tencerenin büyüklüğü değildi.
Bereket, gönlün büyüklüğüydü.
ŞİMDİ HERKESİN ÖNÜNDE AYRI EKRAN VAR
Bugün başka bir tehlikeyle karşı karşıyayız.
Aynı evde yaşıyoruz ama birbirimizi göremiyoruz.
Baba telefonda.
Anne telefonda.
Çocuk tabletinde.
Televizyon açık.
Herkes aynı sofrada fakat herkes başka dünyada.
Kimse kimseye:
“Bugün nasılsın?”
diye sormuyor.
Oysa belki karşımızdaki çocuğun anlatmak istediği çok şey var.
Belki babanın içinde taşıdığı bir sıkıntı var.
Belki anne yalnızca birkaç dakika dinlenmek ve ailesinin yüzüne bakmak istiyor.
Fakat ekranlara bakmaktan birbirimizin gözlerini göremiyoruz.
Sofrayı kaybetmek bazen aile içindeki konuşmayı kaybetmektir.
ÇOCUKLARIMIZA BIRAKACAĞIMIZ EN GÜZEL HATIRA
Çocuklarımız büyüyecek.
Bizim bugün olduğumuz yaşlara gelecekler.
Bizim söylediklerimizin çoğunu unutacaklar.
Aldığımız oyuncakları unutacaklar.
Giydirdiğimiz kıyafetleri unutacaklar.
Ama bazı akşamları unutmayacaklar.
Babalarının sofradaki gülüşünü…
Annelerinin mutfaktan gelen sesini…
Bayram sabahlarını…
Dedelerinin duasını…
Ninelerinin önlerine koyduğu sıcak ekmeği…
Kardeşleriyle paylaştıkları son lokmayı…
Çünkü çocukluk dediğimiz şey biraz da sofranın etrafında biriken hatıralardır.
Bu yüzden çocuklarımıza yalnız mal, mülk ve para bırakmaya çalışmayalım.
Onlara hatırlayabilecekleri güzel sofralar da bırakalım.
BİR GÜN SON KEZ OTURDUĞUMUZU BİLMİYORUZ
Hayatın en acı tarafı belki de budur.
Bir sofraya oturuyoruz ama bunun ailemizden biriyle yiyeceğimiz son yemek olduğunu bilmiyoruz.
Kalkıyoruz.
“Yarın yine görüşürüz” diyoruz.
Fakat bazen yarın gelmiyor.
Bu yüzden sofradaki insanlara iyi bakalım.
Annelerimize…
Babalarımıza…
Eşimize…
Çocuklarımıza…
Kardeşlerimize…
Onların seslerini sıradanlaştırmayalım.
Çünkü bugün “Her gün görüyorum” dediğiniz insanı, yarın görmek için dünyaları vermeye razı olabilirsiniz.
SOFRADA BİR TABAK DA MİSAFİR İÇİN OLSUN
Bizim medeniyetimizde sofra yalnız aileye ait değildir.
Kapıdan giren misafire de yer vardır.
“Yemeğini yedin mi?” sorusu bizim insanımızın en güzel sorularından biridir.
Çünkü aslında şu anlama gelir:
“Sen bizdensin.”
Bir tabak daha koymak insanı fakirleştirmez.
Bir ekmeği paylaşmak sofrayı küçültmez.
Tam tersine büyütür.
Çünkü paylaşılan ekmek azalabilir ama paylaşmanın bereketi çoğalır.
BEREKETİ UZAKLARDA ARAMAYALIM
Belki mutluluğu çok uzaklarda arıyoruz.
Daha büyük evlerde…
Daha pahalı arabalarda…
Daha çok parada…
Daha gösterişli hayatlarda…
Oysa bazen mutluluk akşam eve geldiğinizde annenizin:
“Yemek hazır, seni bekliyoruz”
demesidir.
Bazen babanızın sofrada oturuyor olmasıdır.
Bazen çocuğunuzun yanınıza sandalyesini çekmesidir.
Bazen eşinizle içilen bir bardak çaydır.
Bazen köy evinde bölüşülen sıcak bir ekmektir.
İnsan yıllar geçtikçe şunu daha iyi anlıyor:
Zenginlik, sofranızda ne bulunduğu değildir.
Zenginlik, sofranızda kimin bulunduğudur.
SOFRANIZDAKİLERİN KIYMETİNİ BUGÜN BİLİN
Bu sabah veya bu akşam sofraya oturduğunuzda bir an durun.
Telefonu bırakın.
Etrafınıza bakın.
Anneniz yanınızdaysa sesini dinleyin.
Babanız yanınızdaysa duasını alın.
Çocuğunuz karşınızdaysa gözlerinin içine bakın.
Eşiniz yanınızdaysa bir teşekkür edin.
Çünkü hayat çok hızlı geçiyor.
Bugün kalabalık olan sofralar yarın eksilebilir.
Bugün seslerle dolu olan evler bir gün sessizleşebilir.
Bugün oturduğumuz sandalyelerde yarın yalnız hatıralarımız kalabilir.
Onun için sofralarımızı ihmal etmeyelim.
Birbirimizi sofraya çağıralım.
Birlikte yiyelim.
Birlikte konuşalım.
Birlikte gülelim.
Gerekirse birlikte ağlayalım.
Ve her sofradan kalkarken şükredelim.
Çünkü bereket sofradadır.
Ama sofranın bereketi ekmekte değil yalnızca…
Annenin duasındadır.
Babanın varlığındadır.
Çocuğun gülüşündedir.
Kardeşin sesindedir.
Misafire açılan yerdedir.
Paylaşılan son lokmadadır.
Ve insan bunu çoğu zaman bir sandalye boşaldığında anlar.
Keşke anlamak için o sandalyenin boşalmasını beklemesek…
Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Genel Başkanı

🇹🇷 Sakarya Zaferi’nin Ardından Tarihe Geçen Gün
Türkmenistan’da bağımsızlığın 35. yılı ekonomik kalkınma sergisiyle öne çıktı
Bakü’de Orta Koridor’un geleceği için ulaşım gündemi ele alındı
Kazakistan’ın petrol rezervleri 55 yıllık üretime yetecek düzeyde