Zümrüt HIZRİYEVA

Bazı dağlar vardır…
Sadece yükselmez.

Korur.
Saklar.
Ve en çok da,
yürekteki sesi büyütür.

Kafkaslar gibi…

Bugün o dağların zirvesinden,
bir kartalın bakışıyla,
bir annenin yüreğiyle
Çanakkale’ye güçlü bir ses yükseliyor.

Bir Ananın Şefkati

Ben bir anneyim.

Ve bir anne için en büyük güç,
şefkatidir.

Ama aynı zamanda
en derin acısı da odur.

Çanakkale’yi düşündüğümde,
önce savaş değil…

Evlatlar gelir aklıma.

Toprağa düşen,
ama unutulmayan evlatlar…

Kafkaslardan Yükselen Ses

Kafkaslar yüksektir.

Ama bu yükseklik,
insanı uzaklaştırmaz.

Aksine,
daha derin hissettirir.

Çanakkale’ye baktığımda
mesafe hissetmem.

Çünkü o toprakta yatanlar,
bizim de evlatlarımızdır.

Kartalın Bakışı

Kafkas kartalı,
yüksekten bakar.

Ama gördüğü şey sadece toprak değildir.

Ruhu görür.
Direnişi görür.
Vazgeçmeyen bir milletin izini görür.

Çanakkale de
işte böyle görünür:

Yüksekten bakıldığında bile
büyüklüğü hissedilen bir destan.

Şefkat ve Güç

Bir anne yumuşaktır…
Ama gerektiğinde dağ gibi olur.

Çanakkale’deki anneler de
böyleydi.

Evlatlarını uğurladılar,
gözyaşlarını içine akıttılar,
ama dimdik durdular.

Bu yüzden Çanakkale,
sadece bir savaş değil…

Bir annenin gücünün de adıdır.

Kafkaslardan Bir Haykırış

Bugün Kafkaslar’dan
yüksek bir sesle sesleniyorum:

Çanakkale!

Sen sadece bir zafer değilsin.

Sen,
annelerin duasısın.
evlatların fedakârlığısın.
bir milletin kalbisin.

Ortak Ruh

Farklı coğrafyalarda olabiliriz…

Ama aynı ruhu taşıyoruz.

Aynı acıyı,
aynı gururu,
aynı bağlılığı…

Çünkü o toprakta yazılan destan,
hepimize aittir.

Son Söz: Kartalın Selamı

Bugün Kafkas kartalının kanatlarından
bir selam gönderiyoruz.

Bu selam,
yüksekten gelen bir vefadır.

Bir saygıdır.

Ve bir söz:

Unutmayacağız.

Çünkü bazı destanlar,
sadece yaşanmaz…

Onlar,
yüreklerde yaşamaya devam eder.

Ve Çanakkale,
işte böyle bir destandır.