İnsan bazen dünyayı değiştirmek ister.

Toplumu eleştirir.

Devleti eleştirir.

Yöneticileri eleştirir.

Ailesini eleştirir.

Çalıştığı kurumu eleştirir.

Arkadaşlarını, çevresini, şartları, sistemi eleştirir.

Bunların bir kısmında haklı da olabilir.

Fakat çoğu zaman insanın kendisine sormadığı çok daha zor bir soru vardır:

Ben kendimi ne kadar yönetebiliyorum?

Çünkü insan başkalarını yönetmeden önce kendi nefsini, öfkesini, korkusunu, zamanını, parasını, dilini, alışkanlıklarını ve kararlarını yönetebilmelidir.

Liderlik önce insanın kendi içinde başlar.

Kendisini yönetemeyen bir insanın eline büyük yetkiler vermek, dümeni olmayan bir gemiyi fırtınalı denize bırakmak gibidir.

GERÇEK GÜÇ KENDİNE HÂKİM OLABİLMEKTİR

Güç çoğu zaman makamla karıştırılır.

Oysa makam gücün göstergesi değildir.

Bir insanın gerçek gücü, kendisine hâkim olabildiği ölçüde ortaya çıkar.

Öfkelendiğinde susabilmek…

Kazanabileceği hâlde haksızlık yapmamak…

Elinde imkân varken israf etmemek…

Yetkisi varken kibirlenmemek…

Eleştirildiğinde intikam düşünmemek…

Kaybettiğinde vakarını korumak…

Başardığında çevresindekileri unutmamak…

İşte bunlar karakter gücüdür.

Çünkü insanın en zor yönettiği kişi başkaları değil, çoğu zaman kendisidir.

KENDİNİ YÖNETMEK BİR MEDENİYET MESELESİDİR

Bir toplumun gücü yalnızca kanunlarında değildir.

Vatandaşlarının öz disiplinindedir.

Trafik polisi yokken kurala uyabilmek…

Kimse görmezken emanete sahip çıkabilmek…

Denetlenmediğin yerde görevini yapmak…

Vergiyi kaçırmamak…

Kamunun malını kendi malından daha dikkatli kullanmak…

Sıraya girmek…

Hak etmediğini istememek…

Rüşvete yaklaşmamak…

Bunların her biri medeniyet göstergesidir.

Çünkü medeniyet yalnızca büyük binalar yapmak değildir.

İnsan davranışını yükseltmektir.

HAYATIN EN BÜYÜK SAVAŞI İNSANIN KENDİSİYLE YAPTIĞI SAVAŞTIR

Dışarıdaki düşmanı görmek kolaydır.

İçerideki düşmanı görmek zordur.

Tembellik…

Kibir…

Kıskançlık…

Öfke…

Korku…

Nankörlük…

Bahane üretmek…

Erteleme hastalığı…

Sorumluluktan kaçmak…

İnsanı çoğu zaman dışarıdaki rakiplerinden daha fazla bunlar geriye götürür.

Bu yüzden bazen hayatımızdaki en büyük devrim, başkalarını değiştirmek değil kendi alışkanlıklarımızı değiştirmektir.

DİSİPLİN: İÇİMİZDEKİ HAZİNENİN ANAHTARI

Yetenek önemlidir.

Zekâ önemlidir.

Fırsat önemlidir.

Ama disiplin yoksa çoğu potansiyel yarım kalır.

Bir insan çok yetenekli olabilir fakat çalışmıyorsa yeteneği zamanla körelir.

Çok zeki olabilir fakat dağınıksa zekâsını sonuç üretmek için kullanamaz.

Çok büyük hayalleri olabilir fakat her gün küçük bir adım atmıyorsa o hayaller yalnızca zihninde kalır.

Bu nedenle insanın kendisine vereceği en büyük hediyelerden biri disiplindir.

Disiplin;

istemediğin gün de çalışabilmektir.

Kimse seni kontrol etmediğinde görevini yapabilmektir.

Sonucu hemen görmediğinde de devam edebilmektir.

İşte uzun vadeli başarı burada doğar.

90 GÜNLÜK KENDİNİ YENİDEN İNŞA PLANI

İnsan değişmek istiyorsa değişimi soyut bir dile bırakmamalıdır.

Kendisine somut bir dönem belirlemelidir.

Örneğin 90 gün.

Bu 90 günde insan sadece üç alana odaklanabilir:

Bir kötü alışkanlığı bırakmak.

Bir yeni beceri kazanmak.

Bir karakter özelliğini geliştirmek.

Mesela:

Ertelemeyi azaltmak.

Her gün okumak.

Öfkeyi kontrol etmek.

Yabancı dil öğrenmek.

Daha düzenli olmak.

Daha erken kalkmak.

Gereksiz harcamaları bırakmak.

Aileye daha çok zaman ayırmak.

Dokuz ay sonra hayatınız aynı olmayabilir.

Çünkü büyük dönüşümler çoğu zaman küçük disiplinlerin sonucudur.

ZAMANINI YÖNETEMEYEN HAYATINI DA YÖNETEMEZ

Herkesin günde 24 saati vardır.

Fakat herkesin hayatı aynı değildir.

Farkı büyük ölçüde zamanın nasıl kullanıldığı oluşturur.

Bugün modern dünyanın en büyük hırsızlarından biri dikkat dağınıklığıdır.

Saatlerimizi ekranlara veriyoruz.

Başkalarının hayatlarını izliyoruz.

Tartışıyoruz.

Yorum yapıyoruz.

Fakat kendi hayatımız için aynı zamanı ayırmıyoruz.

İnsan zaman zaman kendisine şu soruyu sormalıdır:

Ben bugün geleceğime kaç saat yatırım yaptım?

Bir insan bir gününü nasıl geçiriyorsa yıllar sonra büyük ölçüde o günlerin toplamını yaşar.

ŞİKÂYET ETMEK KOLAY, SORUMLULUK ALMAK ZORDUR

Şikâyet insana geçici bir rahatlık verir.

Sorumluluk ise yük getirir.

Ama değişim sorumlulukla başlar.

“Bana bunu yaptılar.”

demek kolaydır.

“Ben şimdi ne yapacağım?”

demek daha zordur.

İlk cümle geçmişe bakar.

İkinci cümle geleceğe.

İnsan hayatında bir gün mutlaka ikinci cümleye geçmelidir.

Çünkü insan sürekli başkalarını suçladığında kendi hayatındaki hareket alanını da daraltır.

Sorumluluk almak ise insana yeniden güç verir.

BAHANE İNSANIN EN SESSİZ ZİNCİRİDİR

“Vaktim yok.”

“İmkânım yok.”

“Yaşım geçti.”

“Çevrem desteklemiyor.”

“Şartlar uygun değil.”

Bunların bazıları gerçek olabilir.

Ama insan bazen gerçek engellerle bahaneleri birbirine karıştırır.

Gerçek engel çözüm ister.

Bahane ise teslimiyet üretir.

İnsan hayatındaki en büyük sıçramalardan birini şu soruyla yapabilir:

Bugün şartlarım böyleyken yapabileceğim en doğru şey nedir?

Bu soru insanı çaresizlikten çıkarıp hareket alanına taşır.

KENDİNLE KONUŞMA ŞEKLİN GELECEĞİNİ ETKİLER

İnsanın gün içinde en çok konuştuğu kişi kendisidir.

Bu iç konuşmanın dili önemlidir.

Sürekli kendisini aşağılayan bir insan zamanla cesaretini kaybedebilir.

Sürekli kendisini haklı gören insan da hatalarını göremez.

Doğru yaklaşım kendini ne küçümsemek ne de kutsamaktır.

Kendine adil davranmaktır.

“Burada hata yaptım.”

“Burada eksik kaldım.”

“Ama öğrenebilirim.”

“Düzeltebilirim.”

“Bir kez daha deneyebilirim.”

Bu dil insanı büyütür.

LİDERLİK KENDİNDEN BAŞLAR

Bir ülkeyi yöneten insanın önce kendisini yönetebilmesi gerekir.

Bir kurumu yöneten insanın önce kendi zamanını yönetebilmesi gerekir.

Bir aileye rehberlik eden insanın önce kendi öfkesini yönetebilmesi gerekir.

Gençlere örnek olmak isteyen insanın önce kendi davranışlarına bakması gerekir.

Çünkü liderlik sözden çok örnektir.

İnsanlar bazen söylediklerinizi unutabilir.

Ama nasıl davrandığınızı unutmaz.

MAKAM İNSANI BÜYÜTMEZ, İNSAN MAKAMI BÜYÜTÜR

Toplumumuzda zaman zaman makamı fazla büyütüyoruz.

Oysa makamlar geçicidir.

Koltuğa oturan insanın karakteri zayıfsa makam onu daha da görünür hâle getirir.

Karakteri güçlüyse makamı hizmet aracına dönüştürür.

Gerçek lider;

makama geldiğinde çevresini değiştiren değil, insanların hayatını iyileştiren insandır.

Kapıları kapatan değil açandır.

Eleştiriden kaçan değil dinleyendir.

Kendisine değil topluma hizmet edendir.

DEVLET YÖNETİMİNDE DE AYNI KURAL GEÇERLİDİR

Bir devlet de insan gibidir.

Kendi kaynaklarını yönetemeyen bir devlet dışarıya bağımlı hâle gelir.

Gençlerini yetiştiremeyen bir devlet geleceğini kaybeder.

Bilimi ihmal eden bir devlet teknoloji satın almak zorunda kalır.

Tarımını yönetemeyen bir devlet gıdada bağımlı olur.

Enerjisini planlamayan bir devlet dış politikasında kırılganlaşır.

Eğitimini çağın ihtiyaçlarına göre düzenlemeyen bir devlet insan kaynağını kaybeder.

Bu nedenle bireysel öz disiplin ile devlet aklı arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardır.

İkisi de uzun vadeli düşünmek zorundadır.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK HAZİNESİ TOPRAĞIN ALTINDA DEĞİL, SINIFLARDADIR

Biz bazen doğal kaynak ararken insan kaynağını unutuyoruz.

Petrol önemlidir.

Doğalgaz önemlidir.

Maden önemlidir.

Ama bunları çıkaracak mühendis yoksa kaynak başkasının teknolojisine muhtaç olur.

Bu nedenle Türkiye’nin gerçek hazinesi çocuklarıdır.

Öğretmenidir.

Genç mühendisidir.

Bilim insanıdır.

Girişimcisidir.

Ustasıdır.

Çiftçisidir.

Doktorudur.

Sanatçısıdır.

Ve üretmek isteyen insanıdır.

Gelecek yatırımı dediğimiz şey önce insana yapılmalıdır.

ÇOCUKLARA “KİM OLACAKSIN?” DEĞİL, “NE ÜRETECEKSİN?” DİYE SORALIM

Çocuklara yıllarca;

“Büyüyünce ne olacaksın?”

diye sorduk.

Doktor.

Mühendis.

Öğretmen.

Avukat.

Bunlar güzel mesleklerdir.

Ama artık bir soru daha sormalıyız:

“Ne üreteceksin?”

Hangi probleme çözüm bulacaksın?

Hangi teknolojiyi geliştireceksin?

Hangi bilimsel soruya cevap arayacaksın?

Hangi toplumsal yarayı iyileştireceksin?

Geleceğin eğitimi yalnızca meslek kazandırmamalı.

Problem çözebilen insan yetiştirmelidir.

BİR MİLLETİN ÖZGÜVENİ DE KENDİ İÇİNDEKİ HAZİNEYİ KEŞFETMESİYLE BAŞLAR

Toplumların da zihinsel sınırları vardır.

“Biz yapamayız.”

“Bizden teknoloji çıkmaz.”

“Biz ancak ithal ederiz.”

“Batı yapar, biz kullanırız.”

Bu düşünceler bir milletin önüne görünmez duvarlar örer.

Oysa tarihte büyük sıçramalar yapan milletler önce zihinsel bağımsızlık kazanmıştır.

Başkasının yaptığını taklit etmekten önce;

“Biz ne yapabiliriz?”

sorusunu sormuştur.

Milli özgüven kibir değildir.

Kendini üstün görmek değildir.

Kendi potansiyeline güvenmektir.

GENÇLERİMİZE EN ÇOK ÖZGÜVEN VE DİSİPLİN LAZIM

Gençlere yalnızca nasihat yetmez.

Fırsat gerekir.

Alan gerekir.

Laboratuvar gerekir.

Burs gerekir.

Mentor gerekir.

Yabancı dil gerekir.

Teknoloji gerekir.

Uluslararası deneyim gerekir.

Ama bütün bunların yanında iki şey daha gerekir:

Özgüven ve disiplin.

Genç bir insan;

“Ben yapabilirim.”

demeli.

Ama hemen arkasından;

“Bunun için çalışmalıyım.”

da demelidir.

Birinci cümle özgüvendir.

İkinci cümle gerçekçiliktir.

İkisi birlikte olduğunda başarı doğar.

2040’IN İNSANI BUGÜN YETİŞTİRİLİYOR

2040 yılı uzak görünmektedir.

Ama 2040’ta ülkeyi yönetecek insanların önemli bir bölümü bugün okul sıralarındadır.

2040’ın mühendisleri bugün matematik öğreniyor.

2040’ın diplomatları bugün yabancı dil öğreniyor.

2040’ın bilim insanları bugün laboratuvarla ilk defa tanışıyor.

2040’ın girişimcileri bugün merak ediyor.

2040’ın öğretmenleri bugün üniversitelerde eğitim alıyor.

Dolayısıyla gelecek bugün başlamaktadır.

Bir ülkenin 2040 stratejisi yalnızca devlet kurumlarında yazılmaz.

Sınıflarda yazılır.

Evlerde yazılır.

Kütüphanelerde yazılır.

Atölyelerde yazılır.

Laboratuvarlarda yazılır.

İNSAN KENDİSİNE BİR HAYAT PROJESİ HAZIRLAMALI

Biz şirketler için proje yapıyoruz.

Belediyeler için plan yapıyoruz.

Devletler için strateji hazırlıyoruz.

Peki kendimiz için?

Her insan kendisine basit bir hayat projesi hazırlayabilir.

Önümüzdeki bir yıl ne öğreneceğim?

Hangi alışkanlığımı bırakacağım?

Hangi kitabı okuyacağım?

Hangi insanlarla daha fazla zaman geçireceğim?

Hangi borcumu kapatacağım?

Hangi ilişkimi düzelteceğim?

Hangi beceriyi kazanacağım?

Sağlığım için ne yapacağım?

Topluma ne katkı sağlayacağım?

Böyle yaşayan insan hayatını tesadüflere bırakmaz.

HER GÜN BİR PUAN DAHA İLERİ

Hayatın büyük sıçramalarını beklemeyin.

Her gün bir puan daha iyi olmaya çalışın.

Bugün dünden biraz daha bilgili.

Biraz daha sabırlı.

Biraz daha disiplinli.

Biraz daha merhametli.

Biraz daha cesur.

Biraz daha çalışkan.

Bir yıl sonra değişimi hissedersiniz.

On yıl sonra başka bir insan olursunuz.

SONUÇ: ÖNCE KENDİMİZDEN BAŞLAYALIM

Dünyayı değiştirmek istiyoruz.

Ülkenin daha güçlü olmasını istiyoruz.

Daha iyi yöneticiler istiyoruz.

Daha adil bir toplum istiyoruz.

Daha güzel şehirler istiyoruz.

Daha iyi eğitim istiyoruz.

Bunların hepsi haklı taleplerdir.

Ama bu büyük değişimin ilk adımı küçük bir yerde başlar:

İnsanın kendi içinde.

Önce dilimizi düzeltelim.

Önce öfkemizi yönetelim.

Önce işimizi iyi yapalım.

Önce verdiğimiz sözü tutalım.

Önce zamanımıza sahip çıkalım.

Önce çocuklarımıza örnek olalım.

Önce dürüst olalım.

Önce üretelim.

Önce kendimizi geliştirelim.

Çünkü milyonlarca insan kendisini değiştirmeye başladığında toplum değişir.

Toplum değiştiğinde kurumlar değişir.

Kurumlar değiştiğinde devlet güçlenir.

Devlet güçlendiğinde millet geleceğine daha güvenle bakar.

Ve belki de bütün büyük kalkınma projelerinin önüne şu cümleyi yazmalıyız:

Önce insanı inşa et.

Çünkü insan değişirse aile değişir.

Aile değişirse toplum değişir.

Toplum değişirse ülke değişir.

Ve ülke değişirse tarih değişir.

Aradığımız hazine bazen çok uzaklarda değildir.

O hazine insanın kendisidir.

Onu keşfetmek cesaret ister.

Onu işlemek emek ister.

Onu korumak karakter ister.

Onu geleceğe taşımak ise büyük bir ülkü ister.

Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Genel Başkanı